NATO vurmalı!

NATO vurmalı!

       Geçen yaz Kosova'dayken bir Arnavut göçmen şöyle demişti: "NATO gelsin, dişini göstersin, bunlar kaçar." NATO gelmedi! Miloşeviç, tıpkı Bağdat'taki Saddam gibi uçurumun kenarındaki oyalama siyasetini başarıyla sürdürdü. Sonra olan oldu: Raçak köyü katliamı... Balkanlar trajediye doymuyor! Yenilerini önlemenin ilk adımı, NATO'nun vurmasıdır.

       Kosova'da geçen yaz temmuz ayı sonlarında dolaşırken dinlemiştim. Priştine'de bir Arnavut'tan:
       "Bir Sırp, 80 yaşında. Doğma büyüme Priştineli. Geçenlerde ağlamaklı bir halde yakınıyordu: 'Ustam Türk'tü. Çırağım Arnavut. Fahriye Abla'ya giderdim börek yemek için. Üç çocuğumu Priştine'de yetiştirdim. Hayatım boyunca Kosova'dan başka yere adım atmadım. Şimdi buradan nereye gideceğim ki?.."
       İçim acımıştı bunu dinlediğim zaman, başka göçmen hikayelerine kulak verdiğim zaman...
       Sırp özel kuvvetlerinin yakıp yıktığı Orahovaç kasabasında evlerini barklarını bırakıp yollara düşen göçmenleri, çocukların, ninelerin o acılı, çaresiz, şaşkın bakan gözlerini hala hatırlıyorum. Prizren'deki bir evde gizlilik içinde görüşmüştüm onlarla.
       Biri anlatmıştı:
       "Kadiri Camii'nin önünden Hamam'ın oraya geldik. Genç bir delikanlı, Yupa, Eyüp. Yanında annesi, iki kız kardeşi. Koşuyorlar. Silah sesi duyduk. Yere yığılıp kaldı Yupa. Annesinin, kız kardeşlerinin çığlıkları yükseldi. Yupa öldü oracıkta..."
       Başka göçmen hikayeleri de dinlemiştim. Hüzün dolmuştu içim.
       Göçmen göçmen işte!
       Türk olsa, Boşnak olsa, Arnavut olsa, Sırp, Hırvat olsa ne değişir ki?

       Bir Sırp da demişti ki:
       "Bak ben sana söyleyeyim mi, neden yaşanıyor bütün bu acılar? İsa'yla Muhammed bir arada yaşayamaz da ondan..."
       Ve kendi kendime sormuştum:
       Gezdiğim, gördüğüm Priştine'de, Prizren'de Sırplarla Arnavutlar kahvelerini, lokantalarını, sinemalarını bunun için mi ayırmışlar diye... Sırp ve Arnavut anneler bunun için mi çocuklarını aynı yuvaya, aynı çocuk bahçesine göndermiyorlar diye...
       Ve Priştine'den şöyle yazmıştım:
       "Kosova'da herkes gün geçtikçe kalınlaşan nefret duvarlarının arkasına çekiliyor, ellerinde savaş baltalarıyla... Tıpkı Bosna'daki gibi..."
       Bir Arnavut göçmen de şöyle demişti:
       "NATO gelsin, dişini göstersin. Hıristiyan olsak gelirdi NATO... Bunun pratiğini Bosna'da gördük. NATO gelsin, bunlar kaçar."
       Şimdiye kadar gelmedi NATO!
       Geçen yıl ekim ayında Amerika'yla birlikte NATO'nun da bastırmasıyla Belgrad'daki Miloşeviç yönetimi geçiçi bir anlaşmaya razı edilmişti. Bu sayede Kosova'ya geçiçi bir sükunet gelmiş, 200 bin kadar Arnavut göçmen kış bastırmadan önce evlerine dönebilmişlerdi.
       Ama bu barışı getirmedi.
       Belgrad'daki Miloşeviç, tıpkı Bağdat'taki Saddam gibi gölge boksunu devam ettirdi. Uçurumun kenarındaki oyalama siyasetini başarıyla sürdürdü.
       Sonunda olan oldu:
     Raçak köyü katliamı...
       Balkanlar trajediye doymuyor!
       Yeni trajedileri önlemenin öncelikli çaresine gelince, tektir: Miloşeviç yönetimini yola getirmek... Yani NATO'nun dişini göstermesi, vurmasıdır.
       Bu bakımdan gecikmek ise Miloşeviç'in oyununa gelmek ve Kosova'da yeni trajedilere ortak olmaktır.
       NATO'dan bir diplomatik kaynak dün şunları söyledi:
       "NATO'nun askeri müdahale ihtimali gitgide güçleniyor. NATO'nun Miloşeviç'i hedef alan uyarı mesajları her geçen gün kuvvetleniyor. Belgrad'ın Kosova'ya 1974'tekine benzer bir özerk yönetimi daha fazla gecikmeden tanıması şart... NATO'nun durumu en geç sekiz on gün içinde kesinlik kazanır."

     Ankara'ya gelince, tutumu açık:
       NATO müdahalesinden yana...
       Nitekim Başbakan Ecevit de Türkiye'nin "süratle gereken müdahale"ye taraftar olduğunu bu yakınlarda resmen açıkladı. Ankara'nın tutumuyla Washington'unki aynı çizgide buluşuyor.
       Ankara aynı zamanda Kosova'nın içindeki gelişmeleri yakın markajda tutmaya devam ediyor. Siyasi çözümden yana İbrahim Rugova'nın zemin kaybına uğradığını not ediyor. Bağımsızlıktan ve silahlı mücadeleden yana Kosova Kurtuluş Ordusu'nun (KKO) giderek güçlendiğini, halktaki destek tabanının genişlediğini görüyor. Ve Miloşeviç yönetiminin izlediği politikalarla KKO'yu güçlendirdiğini biliyor.
       Bütün Balkanlar'ın patlaması istenmiyorsa, ilk adım, Miloşeviç yönetiminin artık gerçek anlamda durdurulması, yani NATO'nun vurmasıdır.




Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr