O linç gecesinin insanları...

O linç gecesinin insanları...

PARİS
İnsanlar unutulunca ölür! Bazı insanlar vardır, öldükten sonra da yaşamaya devam ederler.
Çünkü unutulmazlar.
Hayatta iz bıraktıkları için ölümsüzdür onlar. Kimi yüreklerde, kimi vicdanlarda, kimi akıllarda hatırlanmaya devam ettikleri için aramızdan ayrılmazlar.
Notlar çiziktiriyorum, Ümit Kıvanç’ın içimi acıtan Ahmet Kaya belgeselini izlerken.
Korkunç!
Ahmet Kaya’yı linç gecesi.
Veyahut:
Linç gecesinin insanları!
İstanbul, 12 Şubat 1999.
O hakaretler, o yüz hatları, o gerilmiş burun delikleri, her türlü seviyeden yoksun o protesto tarzları...
Neden?
Ahmet Kaya, Magazin Gazetecileri Derneği’nin ödülünü aldıktan sonra Kürtçe bir kaset hazırladığını, bunu yayınlayacak delikanlı, babayiğit bir televizyon kanalı aradığını söylüyor.
Hepsi bu.
Kıyamet kopuyor salonda, küfürün bini bir para. Kulağıma en çok iki sözcük çalınıyor:
“Vatan haini!”
Neden bir türlü aklımız ermiyor. İnsanların anadiliyle, insanların kökleriyle bağını koparmaya kalkışmak, insanların anadilini, köklerini inkar etmeye çalışmak çok kötü bir şeydir.
İnsanlığa karşı suçtur.
Bu suç bu ülkede Cumhuriyet’in kuruluşundan beri tüm şiddetiyle işlendi, eskisi kadar olmasa da hâlâ işlenmeye devam ediyor.
Ve bu suç yüzünden otuz yıldır kanlı bir kısır döngünün içinde kıvranmıyor muyuz?..
Ahmet Kaya’yı izliyorum belgeselde. Dipten gelen bir insanın tüm sahiciliği vuruyor her haline. Tutkulu, yaşamayı seven, kafa tutmayı seven, yaşama sevincini karşısındakilere de aşılamaktan hoşlanan ve de sürekli itirazları olan bir insan...
Niçin linç etmek istediniz?
Haksızlıklara, düzene başkaldırdığı için mi, belki daha önemlisi kitleler üzerinde etkili olmaya başladığı için mi linç etmek istediniz Ahmet Kaya’yı?..
O geceyi “Ahmet Kaya yuhlandı” başlığını taşıyan küçük bir haberle öğrenmiştim.
Olay içime dokunmuştu.
Ertesi gün bu köşede “Özlemek!” başlıklı bir yazı yazmıştım, “Düşlerin, sözcüklerin özgürce uçuştuğu bir Türkiye özlüyorum. Öyle bir Türkiye ki, düşünce polisleri olmayan, düşünce diktatörleri olmayan bir Türkiye... İsteyenin Ahmet Kaya dinlediği, isteyenin Yılmaz Güney’in Yol filmini izlediği, isteyenin Orhan Pamuk okuduğu bir Türkiye” diye başlayan...
Ümit Kıvanç’ın güzel belgeselinde Ahmet Kaya’nın, “Sağol gözüm, sağol!” derkenki o içtenliği yüreğimi burkuyor. “Şarkılarım dağlara!” diye yükseltiyor sesini. “Dağda ölen gerillaya da, askere de yazık” diye, “Bu kirli savaş bitmek zorunda!” diye sesleniyor. “Düşünceye özgürlük, inanca saygı, türbana özgürlük” diye yapıyor çağrısını...
Daha ne desin ki?
Neden linç etmeye kalkıştınız ki Ahmet Kaya’yı? Neydi onunla alıp veremediğiniz? İnsanların anadilleriyle, kökleriyle uğraşılır mı hiç?
Paris’in 10. bölgesindeki görkemli belediye binasının bir salonunda, ilk kez 1993’de Paris’te tanışıp hakkında yazdığım Siverek doğumlu Kendal Nezan, Kürt Enstitüsü’nün Başkanı konuşuyor, o bilge adam tarzıyla...
Şivan Perver söz alıyor.
Silvan doğumlu.
36 yıldır Türkiye’ye adımını atmamış. Sürgünde kendine görkemli bir dünya kurmuş sesiyle, müziğiyle, sanatçı kişiliğiyle... Kürt kitlelerinin büyük kahramanı olmuş şarkılarıyla...
Perihan Mağden her zamanki sahici, samimi, sivri diliyle konuşuyor, özellikle bizim medya düzenini bombardıman ederken...
Gülten Kaya, Ahmet Kaya’dan, “İtirazları olan bir insandı” diye söz ediyor, ‘sürgün acısı’ndan açıyor konuyu, eşini olağanüstü bir yalınlıkla, acıyı kendine saklayarak, içine bastırarak anlatıyor.
Ahmet Kaya’nın mezar taşının üstünde, “Sürgün Acısı” isimli şarkısından şu sözler yazılı:
“Tarifi imkansız acılar içindeyim/Gurbette akşam oldu yine/Rüzgar peşindeyim/Yurdumdan uzak yağmur içindeyim.”
Daha 43 yaşındaydı, gurbette öldüğü zaman...
Uzun bir Paris gecesi.
Ahmet Kaya’nın sevdiği Gare du Nord’un karşısındaki Terminus Nord isimli restoranda Ahmet Kaya’yı dinliyorum, kızı Melis’ten, Şivan’dan, Kendal’dan, Gülten Kaya’dan, sürgün dönemindeki Paris arkadaşlarından...
Devletin, ‘linç gecesi insanları’nın hoyratlığı ne zaman bitecek?
“Hep yaşayacak Ahmet Kaya” diye bitiyor konuşmam, “Çünkü onun ‘Başkaldırıyorum!’ diyen sesi, haksızlığa, adaletsizliğe karşı olan vicdanlı insanların kulağında her zaman çınlamaya devam edecek.”