Obama tarih yazacak diyorlar, sahi mi?..

PEDDLER'S KÖYÜ,
Bucks County, Pennsylvania
Sabah vakti, sisli bir hava. Nehir boyu gidiyoruz otobüsle. Ağaçların arasından bir parıldıyor, bir kayboluyor akan su.
Nehrin üstünde iki beyaz futa seyrediyor, ikisi de sekiz tek. Arada bir küreklere asılıp birbirleriyle yarışır gibi yapıyorlar.
Boğaz geliyor gözümün önüne.
1950'lerin sonları.
Kuruçeşme'deki Galatasaray Adası'ndan çıkardık akşam üstüne doğru. Başlangıçta sekiz teklerde dümencilik yapardım. Sonra dört tek gençlerde kürek çekmeye başlamış, 1960'ta da Türkiye şampiyonu olmuştuk.
Yine yıllar öncesi...
Sonbaharın pastel renkleri göz alıyor. Buralarda sonbahar güzel yaşanır. Sarının, kırmızının bütün tonları vurur ağaçların, yaprakların üstüne.
Sonbahar manzaraları sisli bir güneşin altında daha güzel, daha hüzünlü...
Otuz yıl önce de böyleydi.
1978'de ilk defa Amerika'ya geldiğim zaman, yerel seçimleri Connecticut ve Iowa'dan başlayarak izlemiştim.
Mevsimlerden sonbahardı.
Ağaçlar yine kızarmıştı.
Amerikan taşrasının cana yakın, sıcak, her şeye şaşıran, öğrendikleri her yeni şeye hayret nidalarıyla tepki veren güzel Amerikalılarını ilk kez tanımış, sevmiştim. Amerika'ya olan bakışımın, bazı önyargılarımın törpülenerek değiştiğini hatırlıyorum.
Bu duygularımı geçen akşam Peddler's Köyü'nün sakinleriyle yediğimiz akşam yemeğinde de anlatmaya çalıştım.
Bir şey değişmemişti:
"Devlet işimize burnunu sokmasın!"
Otuz yıl önce de böyleydi. Yani "Washington gölge etmesin, başka ihsan istemezük" havası... 1978 yılı sonbaharında, Iowa'daki bir kasabada orta yaşlı bir kadının şu sözlerini anımsıyorum:
"Bizim şerifimiz var, okulumuz var, mahkememiz var, işimiz var. Biz kendi kendimizi idare ediyoruz. Washington bizim işimize karışmasın, yeter!"
Benim gibi 'devletçi' bir ülkeden, çok şeyini 'devlet baba'dan istemeyi gelenekleştirmiş Türkiye'den gelen bir kişi için bu sözler beni hem şaşırtmış, hem düşündürmüştü.
Ondan sonraki yıllarda ne vakit sivil toplum, ne vakit devlet ve demokrasi, ne vakit Amerika'da demokrasinin tüccarlar eliyle aşağıdan yukarı kuruluşu gibi konular aklıma takılsa, Iowa'da tanıştığım o orta yaşlı Amerikalı kadını, cuma sabahı Doylestown kasabasında olduğu gibi, her seferinde hatırladım.
Cumhuriyetçi Parti'den Kongre'ye aday olan yaşlıca bir zat, elindeki sepetten Amerikan Anayasası'nı dağıtırken, bir yandan da kampanya broşürlerini elimize tutuşturuyordu.
Sözlerinden ikisini not ettim:
"Washington karışmasın!"
"Ulusal değil yerel eğitim, çünkü bizim kendi okullarımız var!"
Kasabanın meydanında iki anıt dikkatimi çekti.
Biri İç Savaş'ın anısına dikilmişti. 1867'de kahramanca ölen 104. Alay'ın kahraman askerileri...
İkincisi, bir Vietnam anıtıydı. O kasabadan Uzak Doğu'ya, savaşa gidip bir daha geri dönmeyenlerin isimleri yıllara göre mermerin üstüne oyulmuştu.
Amerika'nın savaşları hiç bitmiyor ki. Bakalım otuz yıl sonra geldiğim vakit Doylestown meydanında bu kez de Irak ve Afganistan anıtlarını mı dikilmiş bulacağım?..
Obama'nın seçim merkezi arı gibi. Duvarlarda sloganlar:
"Dünyayı değiştirmek için liderlik!"
"Değişim için oyunu kullan!"
"McCain'in Bush'tan farkı ne?"
Genç bir kızın yanına oturdum. Üniversite öğrencisiymiş. Önünde telefon sürekli konuşuyor.
"Hâlâ ne diye uğraşıyorsun, Obama seçimi kazandı bile..."
"Seçmeni boş bırakmaya gelmez. 4 Kasım'a kadar birkaç tur daha sıkıştırmak lazım."
"Neden Obama'ya çalışıyorsun?"
Duraksıyor:
"Başka alternatif mi var?"
"Yani gönülden değil, kerhen mi?"
"Pek öyle değil. Sonra, ben Obama'dan daha soldayım."
"Ama Obama solda değil, merkezde. Zaten başka türlü de seçim kazanamaz Amerika'da. Clinton da öyle kazanmıştı."
"Ama inşallah seçimi kazandıktan sonra biraz bana, sola doğru kayar Obama" diyor genç kız gülerek...
Bir sonraki durak:
McCain'in seçim merkezi.
Sanki ölü toprağı serpilmiş... Ortalıkta pek kimseler yok. Geberik bir hava! Sonuç kabullenilmiş gibi...
McCain'in seçim merkezinden çıkarken, kapıda beni uğurlayan genç adama takılıyorum: "Demokratlar, 'Obama tarih yazacak!' diyor, sahi mi?"
Şimdi kafamı bozma bakışı...
İyi pazarlar!