Petrolle Büyük Oyun barış getirecek mi?

Petrolle Büyük Oyun barış getirecek mi?




Olağanüstü petrol ve gaz zenginlikleriyle boru hatları barış getirecek mi Orta Asya'ya? Herkesin kazançlı çıkacağı bir düzen kurulabilecek mi enerji alanında?
Yoksa Kazak Cumhurbaşkanı Nazarbayev'in Avrasya Zirvesi'ni açış konuşmasındaki deyişiyle, bölge insanı jeopolitik oyunların rehinesi haline mi düşecek? Çıkarının zedelendiğine inanan güçler derhal barış ve istikrarın içine edecek kumpaslar mı kuracak? Bunun için zaten bölgede bol fırsat sunan etnik ve dini ayrılıklar mı körüklenecek?
Düşünmekte yarar var.
Çünkü bu sorular, Doğu - Batı enerji koridorunda kavşak noktası olmaya adaylığını koymuş Türkiye'yi de, güvenliğini de, ekonomisini de çok yakından ilgilendiriyor.
Çünkü bu sorularda Talibanizm, Bin Ladinizm de var. Orta Asya'nın göbeğinde, Fergana Vadisi'nde öteden beri üslenmeye çalışan radikal İslam da var.
Uyuşturucu kaçaklığı da var.
Suudi parasıyla hayat bulan Vahhabizm ile, İran'ı da, Afganistan'ı da var. Pakistan'ın Talibanlaşması ve nükleer güce sahip radikal İslamcı bir rejim kabusu var.
Çin var.
Ve elbette hepsinin başında Amerikan - Rus rekabeti var.
Niyesi malum:
Petrolle gaz iştah kabartıcı!
Enerji yolları yaşamsal.
Nereden geçecekleri, hangi denizlere inecekleri çok büyük çıkar çatışmalarına zemin hazırlıyor.
Hazar Havzası daha şimdiden 70 milyar varillik petrol rezerviyle Ortadoğu'dan sonra dünyanın en büyük enerji deposu. 2012'de günde 7 milyon varillik petrol ihracatıyla (ki aslan payı Kazakistan'ın olacak) Suudi Arabistan'a yetişmesi bekleniyor.
Hatta denebilir ki:
ABD, 11 Eylül'ün de etkisiyle Körfez ve Suudi petrolüne bağımlılığı azaltmak için Hazar'ı hazırlama çabasında...
Oyun çok büyük!
On dokuzuncu yüzyıldaki gibi.
Rus çarlarıyla Britanya İmparatorluğu arasında Hindistan üzerine oynanan Eski Büyük Oyunu, İngiliz devlet adamı ve İsmet İnönü'nün Lozan'daki rakibi Lord Curzon 1898'de Hindistan'a Genel Vali tayin edildiğinde şöyle tarif etmiş:
"Türkistan, Afganistan, İran, Transkafkasya... Bütün bu sözcükler kulağa çok uzak geliyor. Ya da tuhaf olumsuzlukların anılarını veya sonu iyi bitmeyen romantik ilişkileri çağrıştırıyor. Ama itiraf etmeliyim ki benim için bütün bunlar, dünya hakimiyeti için oynanan bir büyük satrancın kocaman tahtasındaki taşlardır."
Büyük Satranç Tahtası!
ABD başkanlarının akıl hocası Zbigniew Brzezinski'nin kitabı bu adı taşır. Sovyetler'in tarihe karışmasından sonra yazdığı kitabında Amerikalı ünlü stratejist dünya hakimiyeti için Avrasya'nın önemini şöyle özetler:
"Avrasya yer kürenin en büyük kıtasıdır ve jeopolitik bir eksendir. Avrasya'ya egemen olan güç, dünyanın en ileri ve ekonomik olarak en verimli üç bölgesinden ikisini kontrol edebilir."
Brzezinski, Ukrayna'yla Türkiye'yi Avrasya'nın en önemli iki ülkesi olarak niteler ve Türkiye'nin önemini şöyle özetler:
"Türkiye Karadeniz bölgesinde istikrarı sağlamakta, Akdeniz'e geçişi kontrol etmekte, Rusya'yı Kafkasya'da dengelemekte, İslami köktendinciliğe panzehir sunmakta ve Güney'deki dayanak noktası olarak NATO'ya hizmet etmektedir."
Biz de oyunun içindeyiz!
Ve iyi oynamak, ince dengeleri iyi hesap etmek zorundayız.
11 Eylül'le birlikte bölgeye askeri gücüyle de daha fazla girmiş olan başoyuncu Amerika'yla çıkarlarımız, tabii bazı noktalar dışında, bugün için büyük ölçüde örtüşüyor. Washington'un enerji yolları alanında Rus tekelini kırmaya çalışması ve Bakü - Ceyhan konusunda bizi destekliyor olması çok önemli.
Türkiye için Orta Asya Türki cumhuriyetlerinin Rusya'ya bağımlılıklarının azalmasında rol oynamak, ama aynı zamanda Rusya gibi bir devi dışlamaktan kaçınmak da gerekiyor.
Ama tabii bunu yaparken de Türkiye'nin bir yandan dost ve müttefik Amerika'yla, öte yandan özel ilişkilere sahip olduğumuz Azerbaycan'la, Kazakistan'la, Türkmenistan'la ince ayar ilişkilere dikkat etmesi lazım. Nitekim Türkiye'nin bu bakımlardan gereken özeni gösterdiği söylenebilir.
Bir de radikal İslam var.
Bizi de yakından ilgilendiriyor.
Enerji zenginliklerinden herkesin kazançlı çıkabileceği istikrarlı dengeler isteniyorsa, Yeni Büyük Oyun'un barış getirmesi isteniyorsa eğer, bölgede radikal İslamcı akımların, köktendinciliğin mutlaka etkisiz kılınması, yoksulluğun yenilmesi ve demokrasiyle insan hakları alanının genişletilmesi şart.
Bu açılardan, belki en çarpıcı örneği Özbekistan'da görülen modellerle herhangi bir başarı şansı yakalanamaz.
Dünya Bankası Başkanı Wolfensohn Avrasya Zirvesi'ndeki konuşmasında şöyle dedi:
"11 Eylül, New York'la Afganistan arasında bir duvar olmadığını, bir duvar çekilemeyeceğini gösterdi."
Arkasından da ekledi:
"Yoksulluk sorunu çözülmedikçe ne istikrar olur, ne de barış..."
Almati'den, Dünya Ekonomik Forumu'nun Avrasya Zirvesi'nden dördüncü ve son yazı.