Prizren: Bir katliamın eşiğinden dönmek...

Prizren: Bir katliamın eşiğinden dönmek...


Hasan CEMAL

PRİZREN, KOSOVA


Milliyet minibüsüyle Makedonya sınırından Kosova'ya girdik. Arabayı Ethem sürüyor. Yalçın Çınar'la etrafı seyre daldık.
Dağ tepe asker!
Amerikalısı, İngilizi, Fransızı, Almanı, İtalyanı, Danimarkalısı... Sürekli askeri konvoylar geçiyor. Tanklar, kariyerler, ağır vasıtalar... Bir de uluslararası yardım kuruluşlarının boy boy TIR'ları... O yüzden trafik ağır işliyor.
Hep savaş manzaraları!
İki yanımızdan yanmış, yıkılmış Arnavut köyleri geçiyor. Tavanı çökmüş evler... Bomba, mermi izleriyle delik deşik duvarlar... Başı boş dolaşan hayvanlar...
Sanki gerçek değil.
Sanki rahat koltuklarımıza gömülmüş, minibüsün içinde bir savaş filmi seyrediyoruz.
Hüzün verici görüntüler.
Bir basket potasının üstüne İngilizceyle kargacık burgacık yazmışlar:
Barış!
Az ötede bir trafik levhasının üstünde bir başka yazı, yine İngilizce:
NATO'ya teşekkürler!
Yıkılmış bir evin önündeki tahtaperdeye yine İngilizce yazmışlar:
Hoş geldin NATO!
Geçen yıl bu zamanlar Kosova'da dolaşırken ağızlarda tek bir özlem vardı:
"NATO gelsin vursun, yoksa Sırplar vuracak!"
Her tarafta UÇK bayrakları...
Kırmızı üzerine siyah kartal!
UÇK, yani Kosova Kurtuluş Ordusu... Geçen bu yıl bu zamanlar Prizen yakınlarında, Mamuşa isimli Türk köyünün civarında UÇK'lı savaşçılarla gizlice temas kurup röportaj yapmıştık. Yeraltında savaşıyordu. Şimdi her yerde bayrak gösteriyor. Ama kendi içinde sorunları var. Bölünmüşlüğü yaşayabilir.

Paparazzi Köftecisi...

Prizren çarşısında bir köfteci.
"Merhaba abiler, nassısınız?"
İlginç:
Paparazzi Köftecisi...
"Nereden buldun bu ismi?"
"Tabii Türkiye'den abi. Buranın Türkiye'den ne farkı var abi. Her şey Türkiyemizden. Görecektin abi, askerimizi nasıl karşıladık Prizren'de. Hepimizin göğsü kabardı. Muhteşemdi abi..."
Adı, Durmuş.
Bir yandan ızgarada insanın iştahını kabartan sulu cızbız köftelerini çeviriyor, bir yandan çoban salatasını hazırlıyor, bir yandan da çene yarıştırıyor:
"Askerimiz geldi diye televizyona da çıkardılar beni abi. Demir Baba'ya da bir selam çaktım."
"Kim Demir Baba?"
"Kim olacak abi, Cumhurbaşkanı Demirel. Demir Baba o abi. Arnavutluk'a gitti. Üsküp'e geldi, göçmenleri karşıladı."
Radyo sonuna kadar açık.
"Radyo eskiden gavurlarındı abi. Prizren Radyosu. Hep Sırpça, biraz da Türkçe çalardı. Şimdi gitti gavurlar. Arnavutça, Türkçe çalıyor."
Radyo haberleri...
Kulak kabartıyor:
"Geçen gün bir toplu mezar daha çıktı abi, Belacırkua'da. 64 kişilik toplu mezar abi. Onların cenaze haberini veriyor radyo... Sırplar yok artık Prizren'de. Kaçtılar. Bazı ihtiyarlar kaldı: Şu tepedeki kilisiye sığındılar, orada yaşıyorlar."
Her şey Alman markı üzerinden. Köfte, çoban salata ve birayla üç kişilik yemeğin faturası 17.5 mark...

Sırp ve Arnavut komşu...

Prizren'in merkezinde bir otel:
Hotel Theranda.
Resepsiyonda Kosovalı bir Türk:
Adnan Gurgule.
Gazeteci olduğumuzu öğrenince, "Yazın!" diyor, "Ne kadar zor günler geçirdiğimizi. Büyük Allah kurtardı. Ümitten yaşadık. Korkunun içinde... 11 Haziran'da NATO askeri girdi Prizren'e. Birkaç gün gecikseydi, büyük bir katliam yaşanacaktı Prizren'de de. 16 Haziran tarihli listeler ele geçti. Sırplar hazırlamışlar mahalle mahalle..."
Bu katliam listelerini bir başkasından daha dinliyorum:
Mehdiülkü Cibo.
Prizren Doğru Yol Derneği'nin Başkanı. Geçen yıl bu vakitler yine burada, Prizren'de tanışmıştık. Orahovaç'tan kaçmış Arnavut göçmenlerle gizlice görüştürmüştü beni. Sonra Türkiye'ye kaçış öyküsünü bu köşede yazmıştım.
Akşam serinliğinde, şehrin ortasından geçen Temizce Irmağı'nın kıyısında sohbet ediyoruz.
Sağımızda, Osmanlı'dan kalma taşköprü...
Sol tarafımızda Kalle, öyle diyorlar. Yani Romalılardan kalma bir kale kalıntısı...
Tam karşımızda Sinan Paşa Camii. On altıncı yüzyıldan bir Mimar Sinan eseri...
Caminin arkasında yükselen Şardağı'nın yamaçlarında biblo gibi bir Sırp Ortodoks kilisesi...
Hepsi aydınlatılmış.
Bu toprağa asıl zenginliğini veren, ama bu zenginliğin bugün içine edilen bir tarihi dekor... Tarihle flört edercesine bir duygu ürpertiyor insanı...
Anlatıyor Mehdiülkü:
"Bir komşum Sırp'tı. Bir komşum Arnavut. Ben Türk'üm. Elli yıl böyle yaşadım. Komşum Sırpça konuşurdu, ben Türkçe. Onlar benim, ben onların bayramını kutlardık. Her şey iyi gitmişti, Miloşeviç'in o 1989'da yaptığı konuşmaya kadar..."
Neydi o konuşma?
Slobodon Miloşeviç, Osmanlı karşısında Sırp Krallığı'nın bozguna uğradığı 1389 Kosova Meydan Savaşı'nın 600. yılında Kosova'ya topladığı yüz binlerce Sırp'ın önünde demişti ki:
"Kosova'sız Yugoslavya var olamaz! Kosova'sız Yugoslavya dağılır. Yugoslavya ve Sırbistan, Kosova'dan vazgeçemez!"
Büyük Sırbistan hayali!
Önce Hırvatistan ve Slovenya koptu gitti. Sonra Bosna Hersek, şimdi de Kosova. Ülkesini parçalayıp küçülten, on yılda tam dört kez savaşa sokup yenilen, insanına bu kadar acı çektiren bir lider daha ne kadar Belgrad'da oturacak? Sırplar bunu daha ne kadar sineye çekebilecekler?

Ölüm dansı...

Miloşeviç 1989'daki bu konuşmasıyla hayaletlerin ölüm dansını başlattı! Saldırgan milliyetçilik şeytanını uyandırdı.
Miloşeviç arkasından Kosova'nın özerkliğini kaldırdı. Anayasal haklarını gasp etti.
Mehdiülkü anlatıyor:
"Radyo müdürüydüm. Attılar işten. Kim Türkse, kim Arnavutsa atıldık işten. O zamanlar radyoda dört dilde yayın yapardık. Sırpça, Arnavutça, Türkçe ve Romanca..."
"Prizren'in içine savaş girmedi. Son anda bir katliamın kapısından dönüldü. 16 Haziran için planlanmış. Evden eve sayım yapmış Sırplar. 3.500 kişilik bir liste... Prizren'le Arnavutluk sınırındaki Kuks arası 13 kilometre. 11 Haziran'da Almanlar Kuks'tan geldi. Böylece kurtuldu Prizren..."
Temizce Irmağı'nın kıyısı ana - baba günü. Bütün Prizren bir aşağı bir yukarı volta atıyor. Kafelerde kaynatıyor, kebapçılarda sulu cızbız köfteleri götürüyor.
Prizren'de kilometre başına bir cami sayısı, bir de köfteci sayısı olağanüstü fazla...

Bir başka dünya...

İşadamı Osman anlatıyor:
"Harpten sonra bir başka dünya! İnsanlar üç buçuk ay evlerine kapandılar. Kadınlar sabah dörtte ekmek kuyruğuna gidip üç dört saat bekliyorlardı. Erkekler çıkmıyordu sokağa. Gençler, Sırp gelir orduya alır diye tavan arasında saklanıyordu. Avlu duvarlarından evden eve delikler açılmıştı. Sırp geldi mi, evden eve kaçardı gençler... Şimdi millet yeniden nefes aldı."
Gece yarısı yaklaşıyor. Sokağa çıkma yasağı var. El ayak çekilmeye başlıyor.
Garip, gıcırtılı sesler...
Tank sesi!
Tank paletlerinin asfaltla birleştiği yerden çıkan kulak tırmalayıcı sesler...
Bir değil, iki değil, tam üç tane dev gibi Alman tankı geçiyor. Biri kıvrılıp meydanda duruyor.
Artık uyku vakti Prizren'de!
Acılı topraklardan üçüncü yazı yarın...



Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr

DİĞER YENİ YAZILAR