Provokasyon!

Provokasyon!



Çelişki, çatışma, kan üstünden politika devri kapandı. Toplumu sınıflara, cephelere bölerek kutuplaştırmak özellikle geçen yüzyılı kana bulayan çok kötü bir siyaset anlayışıdır.
Bu yüzden insanlık çok çekti.
Türkiye de öyle.
Komünist - faşist dendi.
Ülkücü - devrimci dendi.
Yurtsever - işbirlikçi dendi.
Milli - gayri milli dendi.
Darbeler, ihtilaller yapıldı.
İç savaşlar çıktı.
Dünya savaşları patladı.
Oluk gibi kan aktı.
Sonra, kimsenin kimseyi tüketemeyeceği kafalara dank etmeye başladı. Milliyeti, dini, mezhebi, inancı, inançsızlığı, rengi, etnik kökeni, toplumsal yeri ne olursa olsun çatışmanın, savaşın çıkmaz yol olduğu görüldü. Böylece farklılıkların bir arada, birbirine tahammül içinde, hatta birbirine saygı ve hoşgörü içinde yaşatılabileceği anlaşıldı.
Çoğulcu demokrasi böyle geldi.
Çatışma değil uzlaşma böyle ağır bastı. Ama insanlık bunun için çok ağır, çok acı bedel ödedi. Belki de insanlığın bir tür olgunlaşmasıydı bu büyük kopuşlar...
Türkiye de yaşadı bunları.
Anımsayın kavgalarımızı:
Darbeleri... İdamları, işkenceleri... Yargısız infazları... Siyaset yasaklarını... Hukuksuzluğu... Şiddet ve terörü... Sağda solda 'büyük davalar' adına işlenen aşağılık cinayetleri...
Büyük acılar çekildi.
Yeter artık!
Bu satırları yazıyorum. Çünkü, dünyanın ve Türkiye'nin nereye gittiğini anlamayan, yaşanan büyük değişimin boyutlarını algılamaktan uzak, idrak yoksunu bazı çevreler yine kıpırdamış durumdalar.
Ne yazık ki öyle.
Demokrasiyi tehlike olarak görüyorlar. Bu yüzden ülkemizi yine cephelere bölmenin, kutuplaştırmanın sinsi hesapları içindeler. Geçmişte "Komünistler Moskova'ya!" diye, "Faşizm kapıda!" diye atılırdı sloganlar.
Bu bitti.
Şimdi "Şeriat geliyor, ülke bölünüyor!" diyerek demokrasinin köküne kibrit suyu ekmek isteyenler sağda, solda, uçlarda, daha ilginci aynı saflarda toplanma gayreti içindeler.
En olmadık koalisyonları oluşturmak, en rezil provokasyonlara uygun ortamları yaratmak için sahne alıyorlar. Siyasette 'düşmanlık kültürü'nün, 'siyah - beyaz' zihniyetinin en kötü örneklerini sergiliyorlar. Toplumu yine 'dost - düşman', 'milli - gayri milli' diye bölmenin peşindeler.
Bu amaçla, 'kuvvayı milliye' diyerek yeraltı dünyasıyla, mafyayla işbirliği yapanlar bile var. 'Kuvvayı milliye' diyerek, 'Kızıl Elma koalisyonu' diyerek, kökleri Cumhuriyet tarihinin en büyük soygununa uzanan siyasal hareketi 'millici' ilan edenlere bile rastlanıyor.
Yazık!
Nereden nereye?..
Geçmişten hala ders almadılar. Geçen yüzyılı hala anlamadılar. Askerciliğin çıkmaz yol olduğunu hala görmediler. Hala bir kibrit çakıp toplumu tutuşturabileceklerini sanıyorlar.
Gayretleri nafile.
Başarı şansları yok.
Ama ortalığı karıştırabilirler.
Bu nedenle toplumu germek, cepheleştirmek isteyenlerin oyununa gelmeyelim. Çünkü Türkiye doğru yolda; demokrasi oyununu öğreniyor; siyasal ve ekonomik istikrarın temellerini atıyor.
Dip not:
Bu yazıyı yazarken, aklımda yarın Taksim Meydanı'nda toplanması beklenen Kızıl Elma koalisyonu vardı. Türkiye'nin ihtiyacı çatışma değil, sükunet, istikrar... Türkiye'yi provokasyonların tuzağına çekmek isteyenlere geçit vermeyelim.