Rauf Denktaş!

Rauf Denktaş!




Denktaş, Kıbrıs'ta çözüme inanıyor mu? Hayır. Öteden beri çözümsüzlüğün en iyi çözüm olduğu, sorunun da 1974'le birlikte zaten çözüldüğü kanısında. Böyle gelmiş böyle gider diye düşünüyor.
Denktaş, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üye olabileceğine inanıyor mu? Hayır. Hiç inanmadı. Türkiye ağzıyla kuş tutsa, yine de AB'ye almazlar diye düşünüyor.
Denktaş, Türkiye'nin AB üyeliğine de inanmıyor. Türkiye insanı için de, Kıbrıs Türklüğü için de Avrupa'nın zaten gerekli olmadığı kanısında. Farklı düşünse, bunca yıldır Mümtaz Soysal'ı yanı başında danışman olarak bulundurmazdı. Hala soğuk savaş dünyasında yaşıyor.
Denktaş geçmişle dolu.
Denktaş geçmişin esiri.
Çileli bir maziden kaynaklanan keskin öfke ve üstü örtülü intikamcı duygular içinde. Rum'dan nefret ediyor. Geçmişi bu kadar yoğun yaşayan bir liderin geleceği görebilmesi, barış yapabilmesi çok güç.
Denktaş bu çıkmazı yaşıyor.
Maalesef öyle.
Örneğin Fransız ve Alman devlet adamları tarihin esiri olsalardı, oluk gibi kan akmış İkinci Dünya Savaşı'nın acı anılarından kendilerini kurtaramasalardı, Avrupa'ya barış gelebilir miydi? Tarihin en büyük barış projesi olan Avrupa Birliği'nin temelleri atılabilir miydi?
Güney Afrika'da Nelson Mandela yaşadıklarının esiri olsaydı, ırkçı rejimin zindanlarında geçirdiği otuz yılın intikamcı duygularına takılıp kalsaydı, bugün siyahlarla beyazların birlikte yaşadıkları barış düzeninin temeli atılabilir miydi?
Atatürk, armudun sapı üzümün çöpü deseydi, geçmişten sadece husumet çıkarsaydı, bir yıl öncesine kadar savaştığı işgalci devletlerle barış masasına oturup Türkiye Cumhuriyeti'ni tarih sahnesine çıkaran Lozan Antlaşması'nı yapabilir miydi?
Anlatan Demirel'dir:
"Merhum yazar Falih Rıfkı Atay'dan dinledim. Falih Rıfkı Bey, Atatürk'e soruyor:
'İzmir'e kadar gittiniz. Orayı kurtardınız. Fakat doğdunuz yer olan Selanik'i niye kurtarmadınız?'
Atatürk'ün cevabı şu:
'Selanik'i kurtarmaya kalksaydık, İzmir'i de kaybederdik.'
Bu gerçek, acı ama gerçek... Çünkü siyaset dediğimiz olay hayallere değil, gerçeklere dayanıyor." (Demirel Anlatıyor, Sabah, 17 Mart 03, s. 19)
Atatürk'ler, Mandela'lar düşle gerçeği birbirine karıştırmadıkları için, Talleyrand'ın "En iyi, iyinin düşmanıdır" sözünün anlamını bildikleri için büyük devlet adamları olarak tarihe altın harflerle geçtiler.
Denktaş bu fırsatı kaçırıyor.
Gerçekleri göremiyor.
Çünkü geçmişin esiri...
Gerçekleri göremediği için Annan planı'nı vatana ihanet olarak niteliyor. Planı kabul edilebilir bulanları satılmışlıkla suçluyor. "Annan planı Sevr'dir, kefendir" diyor.
Yazık!
Oysa Annan planı ciddi bir fırsat!
İlter Türkmen'in dediği gibi:
"Siyasal kararsızlık, Kuzey Kıbrıs'a ve Türkiye'ye büyük fırsatlar kaçırttı. 12 - 13 Aralık 2002'de Kopenhag'da veya 10 Mart 2003'de Lahey'de Annan planının referanduma sunulması kabul edilse ve referandum olumlu sonuçlansaydı, Güney Kıbrıs 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni temsilen ikinci bir Elen devleti kimliği ile AB'ye giremeyecekti. Hem Kıbrıs Türklerinin ve Rumlarının egemen iradeleri ile kurdukları adı ve bayrağı değişik, ortak bir devlet AB üyesi olacaktı. Hem Türkiye'nin AB üyelik süreci büyük bir ivme kazanacaktı. Evet, Annan planının ideal olduğu iddia edilemez. Çünkü demografi Rumların lehine... Fakat Annan'ın önerisi yine de siyasal eşitlik, güvenlik garantileri ve 'Türk kurucu devleti'nin kendi bölgesinde vatandaşlarının yaşamları ile ilgili her konuda bağımsızlığı açısından etkin önlemlere yer veriyor." (İlter Türkmen, Kıbrıs'ın Kaderi, yazı dizisi, Hürriyet, 25 Temmuz 2003)
Denktaş bu görüşte değil.
Denktaş çözümü istemiyor çünkü.
Geçmişte yaşıyor.
Ve AB'yi umursamıyor.
Denktaş'lar Ankara'da da var. Anavatanla yavru vatandaki Denktaş çizgisi, hem Türkiye insanına hem Kıbrıs Türklüğüne iyilik değil, kötülük yapıyor. Çünkü Avrupa Birliği yoluna taş koymak, Türkiye'yi bir tuzağa doğru çekmektir.
Kıbrıs yorumları devam edecek.