Saraybosna'dan...

Saraybosna'dan...


Hasan CEMAL

Her savaş gibi Bosna'da, Kosova'da savaş bitti! Hayat devam ediyor. Şimdi, kin ve nefretin fışkırdığı Balkanlar'ı yeniden imar etme zamanı... Trajediye doymayan bu toprakları demokrasiye kavuşturma zamanı... Olabilecek mi? Bugün Saraybosna'da bunun için tarihi bir zirve toplanıyor.

Savaşlar biter ama barış nasıl kurulur?

İlk gecemdi Saraybosna'da. Doğru dürüst uyuyamamıştım. 1995 yılının Ağustos ayı olmalı. Hangi oteldi, şimdi hatırlamıyorum. Bütün gece dışarıyı dinlemiş, karanlığa kulak vermiştim.
Arada bir dalarken, güm diye bir sesle irkiliyordum. Sırplar, civarındaki tepelerden Saraybosna'nın içine gece vakti gelişigüzel havan topu sallıyorlardı.
Sonra, ürkütücü bir sessizlik!
Gece yarısı işkencesi...
Yine tam dalarken, bu kez tak tak tak diye sayılan kurşun sesleri... Ya da bir ağır makinelinin tarakka halinde şaklayan tüyler ürpertici atışları...
Sonra yine sessizlik!
Sanki kabus görüyordum.
Saraybosna'da o zaman sessizlik sevilmezdi. Hayra alamet sayılmazdı. Çünkü her sessizlik yeni bir katliamın habercisi gibi algılanırdı.
1992'nin Temmuz ayı olmalı.
O tarihte Saraybosna'ya günü birlik gelmiştim. Savaş başlayalı daha üç dört ay olmuştu. Zamanın Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin, kendi uçağıyla Bosna - Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç'i Helsinki'deki bir zirveye götürüp getirmişti.
Uçakta İzzetbegoviç'ten dinlemiştik:
"Saraybosna'nın varoşlarında bir park. Çocuklar oynuyor. Bir bölümü kiraz ağacına çıkmış. Makineli tüfeğin o korkunç sesi duyuluyor. Çocuklar çığlık çığlığa... Civardaki tepelerde mevzilenmiş bir tankın üzerinden ateş açıyor Sırplar. Anneler çocuklarının yardımına koşamıyorlar. Çünkü ateş uzun süre devam ediyor. Yaralı çocukların bir bölümü feryatlar içinde ağaçta asılı kalıyorlar bir süre... Akşama doğru yedi çocuğun öldüğü haberi geldi."
O zaman 67 yaşındaki İzzetbegoviç'in mavi gözleri bunları anlatırken bir anda dolmuştu. Yanaklarından süzülen yaşları mendiliyle silerken, hatırlıyorum, gözlerini bizden kaçırmıştı.

Savaşlar biter!

Sonra Aliya İzzetbegoviç'le Saraybosna'da silah sesleri arasında bir tur atmıştık. Hikmet Çetin, Fransa Cumhurbaşkanı Mitterrand'dan sonra Saraybosna'ya ayak basan ikinci yabancı devlet adamı olmuştu.
Hep birlikte şehitlik ziyaret edilmişti. Mezarlara iliştirilmiş tahtaların üzerinde çiviyle yazılı isimler, ölüm ve doğum tarihleri ve ayyıldız şekilleri vardı. Getirdiğimiz kırmızı gülleri tek tek bazı mezarların üstüne bırakmıştık.
Her şeye rağmen umutluydu İzzetbegoviç.
Demişti ki:
"Dostluklar, sevgiler çöktü diyemeyeceğim. Sonunda yine Bosna - Hersek topraklarında demokrasinin, insan sevgisinin geçerli olacağı günler gelecek. Irk ayrımına dayanmayan, çokuluslu, çokkültürlü, insan haklarına saygılı demokratik bir devlet kurulucak. Sırplar, Hırvatlar, Boşnaklar, herkes hep birlikte barış içinde yaşayacak."
Aradan yedi yıl geçmiş.
İkinci kez Bosna'ya gittiğim 1995'ten bu yana da dört yıl... O tarihlerde bir Saraybosna'yı, bir Mostar'ı gördükten, yaşanan acıları kendi yüreğimde hissetmeye çalıştıktan ve tutulduğum duygu fırtınalarından sonra her defasında küçük defterime not düşmüştüm:
Unutma, hayat devam ediyor!
Bu savaş da bir gün bitecek her savaş gibi, demiştim kendi kendime.
Sonra bitti savaş Bosna'da.
Ama bu kez Kosova'da başladı!
Miloşeviç ve hempaları, insanlığa karşı suçlarının mekanını değiştirdiler.
Sonra Kosova'yı gezdim.
İpek'te, Mitrovica'da insanların nasıl acılar yaşadıklarını gördüm. Yine not düştüm defterime, unutma hayat devam ediyor diye... Umutlar yitirilmesin dedim kendi kendime... Sonra, Bosna gibi Kosova'da da savaş bitti.

Saraybosna zirvesi...

Şimdi bu acılı topraklarda yaraları sarma zamanı... Kin ve nefretin fışkırdığı Balkanlar'ı yeniden imar etme zamanı... Bir türlü trajediye doymayan bu toprakları demokrasiye, insan haklarına kavuşturma zamanı... Herkesin barış ve huzur içinde insanca yaşayacakları bir ortamı hazırlama zamanı...
Olabilecek mi?
Bugün Saraybosna'da bunun için bir zirve toplanıyor. ABD Başkanı Clinton'la Fransa Başkanı Chirac'ın, Alman, İngiliz, Fransız, Rus, İtalyan başbakanlarının, Cumhurbaşkanı Demirel'in, Dışişleri Bakanı Cem'le birlikte 30'a yakın ülkenin liderleri bugün üç buçuk saatlik zirvede buluşuyorlar.
Havanda su mu dövülecek?
Yoksa, başta Kosova olmak üzere Balkanlar'ı, yani yeni deyişle Güneydoğu Avrupa'yı ayağa kaldıracak somut kararlar alınabilecek mi Saraybosna zirvesinde?
Dışişleri Bakanı Cem, bu zirvenin toplanıyor olmasını kendi başına çok önemli bir başlangıç olarak niteliyor. Dün kendisiyle Ankara, Üsküp, Tiran'dan Saraybosna'ya kadar uzun bir uçak yolculuğu yaptık. Üsküp'ten Makedonya Cumhurbaşkanı'nı ve Dışişleri Bakanı'nı, Tiran'dan da Arnavutluk Cumhurbaşkanı'nı ve Dışişleri Bakanı'nı aldıktan sonra Saraybosna'ya geldik.
Dileriz, barış ve huzuru iliklerine kadar özlemiş bu toprakların kaderini değiştirecek tarihi bir zirveye sahne olur Saraybosna...




Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr

DİĞER YENİ YAZILAR