Sayın Başbakan, ne denir, Allah akıl fikir versin!

Galiba yine geçmişe dönüyoruz, 'eski'yi oynamaya başlıyoruz. Maalesef öyle.
Her Allah'ın günü Başbakan'lı bir yazı çıkıyor bu köşede çünkü.
N'apalım?..
Bir Başbakan bu ülkede daha hâlâ basına boykot çağrısı yapabiliyorsa, bilgisayarın başına geçip kendisini eleştirmekten başka çaremiz kalmıyor.
Ne diyelim?..
Allah akıl fikir ihsan eylesin Sayın Başbakan.
Olacak iş mi?
Başbakanlar, bu ülkede basınla, medyayla, gazeteci milletiyle çok kavga etti. Basın özgürlüğünün, ifade özgürlüğünün içine eden birçok adım atıldı siyasal iktidarlar tarafından.
Ama boykot çağrısı anımsamıyorum.
Unutmuş da olabilirim.
Ama fark etmez ki.
Bir başbakanın çıkıp, kör topal da olsa demokrasiyle yönetilen ve AB yolunda yürüyen bir ülkede, gazetelere yönelik boykot çağrısı yapması demek, basın özgürlüğünü hiçe sayması demektir.
Demokrasiyi hiçe sayması demektir.
Ve demokrasi kültürü dersinden sınıfta çakması demektir.
Yazık!
Başbakan Erdoğan'ın çevresinde hiç kimse yok mu, böylesi çağrılara demokrasilerde yer olmadığını ona söyleyecek; böylesi çağrılarla saygınlığın, eski deyişle itibarın içte ve dışta çok büyük darbe yiyeceğini kendisine anlatacak?
Boykot çağrısı yamuk bir çağrı.
Nereden baksanız öyle.
Gazetelere, gazeteci milletine kızabilirsiniz, tepki duyabilirsiniz. Kişilik haklarınız zedeleniyorsa, mahkeme yolu da açıktır.
Ancak, demokrasi kültüründen nasibini alanların tahammül gücü gelişmiştir. Tolerans çıtaları yüksektir.
Bir ülkede iktidar sahiplerinin eleştiri ve farklı görüşlere tahammül ve toleranslarının ölçüsüdür, o ülkede demokrasinin az ya da çok gelişmiş olduğunu tayin eden...
Sayın Başbakan;
Siz ne yazık ki basına boykot çağrısı ile Türkiye'nin demokrasi tarihine kendi açınızdan kötü bir sayfa eklemiş oldunuz.
Nedir bu haliniz?
Deniz Feneri mi yoksa?..
Medyanın bu tarihi dolandırıcılık olayının üzerine gitmesinden daha doğal ne olabilir ki?
Elbette iddianame de çarşaf çarşaf yayımlanacaktır. Mahkeme de kuyumcu titizliğiyle izlenecektir. Savcının, yargıcın söyledikleri manşetlere kocaman taşınacaktır.
Ergenekon'da da öyle olmuyor mu?
Üstelik daha dava açılmadan Ergenekon didik didik edilmeye başladı.
Doğru da yapıldı.
Çünkü Ergenekon olayı bu ülkede demokrasi ve hukuk devleti açısından hayatidir.
Deniz Feneri de farklı değil.
Çok büyük bir dolandırıcılık!
Yolsuzluklarla mücadele, demokrasi ve hukuk devletinin bir başka önkoşuludur. Türkiye'nin Avrupa Birliği yolunu gerçekten ciddiye alıyorsanız, yalnız Ergenekon'ları değil, Deniz Fener'lerini de aydınlığa kavuşturmak bir demokrasi görevidir.
Bu sinir niye o zaman?..
Bu telaş neden?..
Bunun yerine basın düğmeye, Deniz Feneri-Türkiye'nin üzerine gidin. Alman Mahkemesi, "İşin kökü Türkiye'de" diyor.
O zaman?..
Ne duruyorsunuz, yürüyün!
Teftiş kurullarını, denetleme kurullarını ne varsa çalıştırın. Komisyonlar kurun. Bu arada Zahid Akman'ın RTÜK'ün başından istifasını da sağlayın bir an önce...
Çok şey yapabilirsiniz.
Bunun yerine basına boykot çağrıları yapmak, çok büyük bir yanlış. Üstelik, Deniz Feneri olayına ilişkin kuşku ve soru işaretlerine de yol açan bir yanlış...
Dileriz, frene basıp yakın zamanda hatadan dönersiniz.
Yoksa gidiş iyi değil.