Sıra kimde oyunu!

Sıra kimde oyunu!




Tarih, 25 Ocak 2003. Yer Davos, Dünya Ekonomik Forumu toplantısı. Başbakan Abdullah Gül, AKP lideri Tayyip Erdoğan, türbanlı eşleriyle birlikte Türk Gecesi'nde...
Bir köşede sohbet ediyoruz.
Kıbrıs'ı soruyorum.
Bir ay önce, AB Kopenhag zirvesinde Annan planına imza atılmamıştı. Kaçan bir fırsat değil miydi bu?..
Dikkatimi çekmişti:
İkisi de Denktaş'tan farklı bir havadaydı. İkisi de Denktaş'tan hazzetmiyordu. Ve Annan planının hala masada olduğunu özellikle belirtiyorlardı.
Başbakan Gül bir ara beni bir yana çekip Çankaya Köşkü'nde, kapalı kapılar arkasında Denktaş'a neler neler söylediğini anlatmıştı. Tayyip Erdoğan ise çözümsüzlüğü çözüm olarak kabul etmediklerini, Kıbrıs'ta çözüm kararlılığını devam ettirdiklerini söylerken bir gülümsemeyle eklemişti:
"Bizde de bir oyun planı var."
Belirtmekte yarar var :
Tayyip Erdoğan 3 Kasım seçimlerinin hemen sonrasından da Kıbrıs'la ilgili çarpıcı açıklamalar yapmıştı. AB başkentlerini turlarken, "Kıbrıs'ta bugüne kadar şahin politikalar izledik de ne oldu? Netice alabildik mi? Nereye gitsek karşımıza Kıbrıs çıkıyor. Devekuşu gibi kafamızı kuma sokmanın bir yararı yok" diyen de AKP liderinin kendisiydi...
Tayyip Erdoğan'la geçen şubat ayında, bir televizyon programı vesilesiyle birlikte olmuştuk. Ayaküstü sohbet sırasında bana Kıbrıs'ın AB yolunda kesin engel olduğunu söylemişti. Denktaş'la yıldızının barışmadığını açıkça belirtmişti. Mümtaz Soysal gibi AB karşıtı bir şahinin resmi danışman olarak Denktaş'ın yanında olmasından rahatsızlığını ifade etmişti.
Peki, sonra ne oldu?
Başbakan olunca değişti mi Erdoğan?
Örneğin Mümtaz Soysal, Başbakan Erdoğan'ın Kıbrıs'ta 'akıl yolu'na girdiğini yazıyor.
Öyle mi?
Eğer öyleyse, Başbakanlık koltuğunda bir şeyler var demektir. Özal'la Demirel'in yaşadığını belki de şimdi Erdoğan yaşıyor, yaşayacak.
1983'te ANAP seçimi tek başına kazanmış, Özal Başbakanlık koltuğuna oturmuştu. Dış politikadaki ilk işi, Yunanistan'a karşı jest yaparak vizeyi tek taraflı olarak kaldırmak olmuş, Kıbrıs'ı da çözeceğine inancı tam olarak kollarını sıvamıştı.
Çok iddialıydı.
Arkasındaki parlamento çoğunluğu, güçlü hükümeti ve siyasal kararlılığıyla kısa sürede Kıbrıs'ta çözüm yolunu açacağını, Ege'yi barış gölüne dönüştürerek Nobel Barış Ödülü'nü bile kazanacağını umut ediyordu. O tarihlerde Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Yürütme Kurulu'nda birlikte çalıştığımız, artık hayatta olmayan Yunanlı meslektaşım Harris Busburellis bir gün bana demişti ki:
"Asker yeşil ışık yakar mı?.."
Aradan yıllar geçti. Kıbrıs'ta çözüm olmadı. Başbakan Özal bir gün dış politika danışmanlarına Denktaş'tan yakındı:
"Koskoca Türkiye'yi burnundan yakalamış, istediği yere çekiyor."
Herhalde önce Denktaş'a değil, kendisine kızmalıydı Turgut Özal. İktidarın ipleri kendi elinde değil miydi? Halkın iradesini temsil eden kimdi? Hiç ağzından düşürmediği atanmışlar - seçilmişler denklemi ne olmuştu?
Geçelim.
Sonra Demirel geldi.
Kıbrıs'ı bir kez daha kucağında buldu. Çözüm Demirel'in derdi sayılmazdı. Ateşteki kestaneleri çekmek tabiatında pek yoktu. Daha çok vaziyeti idare edip, özellikle Washington'un nezdinde oyun bozan taraf olmaktan kaçınmaya çalıştı. Bir gün Demirel de danışmanlarının önünde Denktaş'tan şöyle yakındı:
"Kendisine fırsat verilse, Türkiye'yi burnundan tutup oynatır."
On yıl daha geçti.
Şimdi sıra Erdoğan'la Gül'de mi?
Ya da sıra kimde oyunu mu?
Erdoğan'la Gül Kıbrıs'ta çözüm diye iddialı başladılar, çok geçmeden onlar da havlu mu attılar? Yoksa çekmecelerinde bir oyun planı hala var mı? Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün kendileriyle birlikte Türkiye'yi nasıl bir tuzağa çekebileceğini yoksa göremiyorlar mı?
Kıbrıs yorumları sürecek.