Sırp milliyetçiliği ve bölücülük dersleri!

Kosova'nın bağımsızlığını selamlarken... 1998'in temmuz ayıydı.Sultan Murat Türbesi'nde, Osmanlı'ya Balkanlar'daki beş asırlık egemenliğinin kapısını açan 1389 Kosova Meydan Savaşı'nı anmıştık.Ovaya hakim bir tepede, Sırp milliyetçiliğinin nişanesi sayılan anıtın üstünde şu sözler yazılıydı:"Her kim ki Sırp ve Sırp kökenlidir/ve Kosova Ovası'nda Türklerle savaşmaya gelmez/Onun ne erkek, ne dişi zürriyeti olmasın/Onun hasadı olmasın!"Bu anıtın önünde, Sırp milliyetçiliğinin eli kanlı lideri Slobodan Miloşeviç 1989'da, Kosova Meydan Savaşı'nın 600. yılında topladığı yüzbinlerce Sırp'a şöyle seslenmişti:"Kosova'sız Yugoslavya olamaz! Kosova'sız Yugoslavya dağılır. Yugoslavya ve Sırbistan Kosova'dan vazgeçemez."Ama tam tersi oldu.Miloşeviç, trajediye doymayan bu topraklarda hortlakların dansını 1989'da yeniden ateşledi. Sırp milliyetçiliği bölgeyi kan ve gözyaşına buladı. Birlik bütünlük derken, Yugoslavya bölündü ve tarihe karıştı. Miloşeviç, Uluslararası İnsan Hakları Mahkemesi'nde yargılanırken hapiste öldü.On yıl önce o sıcak yaz günü Kosova Ovası'nı geçerken evlerin duvarlarında gözüme hep aynı slogan çarpmıştı:UÇK, Kosova'ya özgürlük! Kosova Kurtuluş Ordusu'nun kısaltılmışı olan UÇK, o tarihlerde Miloşeviç zulmünün altında inleyen Kosovalı Arnavutların umuduydu.Elde silah mücadele ediyordu UÇK. Belgrad'ın gözündeyse terör örgütü idi.Bir zamanlar terörist olarak hapis yatan UÇK liderlerinden biri de, pazar günü Kosova'nın bağımsız bir devlet olarak dünya sahnesine çıkışını parlamento kürsüsünden ilan eden felsefe ve tarih öğrencisi 39 yaşındaki Başbakan Haşim Taçi'den başkası değildi.Kosova'da UÇK'yı aramıştım 1998'in o temmuz ayında. Bir köyde, bir köylü not defterimi eline alıp bir şeyler çiziktirmiş, bir şeyler yazmış ve yolu göstermişti, "Bu yol sizi Arnavut askerine götürür" diyerek.O tarihte Sabah'ta birlikte çalıştığımız Ramazan Öztürk'le, ağaçlarla kaplı bir dağa kıvrıla kıvrıla tırmanırken bir kavşakta durdurulmuştuk. Ellerinde Kalaşnikoflarla Arnavut askerleri, yani UÇK'lılar ve kırmızı zemin üstünde siyah kartallı UÇK bayrağı... Pasaportlarımızdan Türk olduğumuzu anlayınca tutumları değişmişti.Aynı şeyi tekrarlamışlardı:"Hedefimiz, bağımsız Kosova!" Bağımsızlık on yıl sonra geldi.1998'de nereye gitsem, "Kalplerimiz koptu, Sırplarla artık bir arada yaşayamayız" sözü her seferinde kulağıma çalınmıştı.1990'larda Miloşeviç, Arnavutları Kosova'dan kaçırtmak için her türlü zulmü denedi. Sırp özel kuvvetlerinin yakıp yıktığı Orahovaç kasabasında evlerini barklarını bırakarak yollara düşen Arnavutları, çocukların, ninelerin o acılı, çaresiz, şaşkın bakışlarını hâlâ anımsıyorum.Onlardan bir grupla beni Prizren'deki bir evde gizlice görüştürmüşlerdi. Gözlerinin önünde, Kadiri Cami'nin dibinde, annesinin çığlıkları arasında yaylım ateşiyle öldürülen Yupa'nın acılı hikayesini dinlemiştim.Kosova'da her geçen gün yükselen nefret duvarlarının artık kolay yıkılamayacağını on yıl önce kendi gözlerimle görmüştüm.Ayrılık eski deyişle mukadderdi. Miloşeviç, Bosna'dan sonra Kosova'da da etnik temizliğin, kırımın -Raçak Köyü katliamı gibi- her türlüsünü yaptı. Hem 1998'de, hem 1999'da Kosova'nın birçok yerinde Sırp milliyetçiliğinin insanlığa karşı işlemiş olduğu suçlara tanık oldum.Ve hep aynı çağrıyı duydum:"Başka çare kalmadı. Amerika, NATO gelip vursun Miloşeviç'i!"Gelip vurdular da...Miloşeviç devrildi, yargılandı.Sırbistan'a da demokrasi geldi.Sırp milliyetçiliği yalnız insanlığa karşı büyük suçlar işlemekle kalmadı, insanları birbirine düşman etmekle kalmadı. Ülkenin birlik ve bütünlüğü ağzından düşmedi ama Yugoslavya'yı da paramparça etti.Bir başka deyişle:Sırp milliyetçiliği bölücülüğün daniskasını yaptı Balkanlarda...Kosova'nın yeni bir devlet olarak tarih sahnesine çıkışını pazar günü televizyondan izlerken bunları düşündüm.Bir de dilekte bulundum:İnşallah Kosova'nın yeni yönetimi de, Arnavutlar da, 1990'larda barışın içine eden Sırp milliyetçiliğinden gerekli dersleri çıkarmışlardır. h.cemal@milliyet.com.tr Kosova Ovası'na, yeşille sarının kucak kucağa uzandığı harikulade güzelliğin içine girdiğimiz o yaz günü hâlâ gözümün önünde.

DİĞER YENİ YAZILAR