Sloganları ve deprem korkusunu aşmak...

Sloganları ve deprem korkusunu aşmak...


       Depremin acısını yaşamış, yüreğinde hissetmiş, içi hala acıyan depremzedelerle söyleşilerden bir gerçek olanca yalınlığıyla ortaya çıkıyor:
       Bu kadar acı kader değil!
       17 Ağustos felaketi, depremzedeye bu gerçeği öğretmiş. Çektiği acıların alın yazısı olmadığını artık biliyor. Onun için de örneğin yakınmalarında sık sık Japonya'nın ismi geçiyor.
       Nedeni malum:
       Japonya da Türkiye gibi bir deprem ülkesi. Altındaki toprak çok oynak! Belki bizden daha fazla sallanıyor. Ama bizdeki kadar acı yaşanmıyor Japonya'da.
       Çünkü depremle birlikte yaşamayı öğrenmişler bu ülkede. Sloganları aşıp, birtakım klişelere teslim olmayı bırakıp, toplum ve devlet olarak organize olmuş depreme karşı.
       Bir başka deyişle:
       Doğayla mücadelede akıl ve bilimi seferber edip kendi hizmetine koşmuş Japon insanı. Deprem konusunda kendisini eğittiği için, bilgili olduğu için ruhunu büyük ölçüde kurtarmış 'deprem korkusu'ndan...
       O yüzden Gölcük'te, Yalova'da, Çınarcık'ta, Adapazarı'nda hangi depremzedenin kapısını çalsam, Japonya'daki gibi sözü kulağıma çalındı.
       Bu bir özlemdi tabii.
       Gerçekleşmemiş, gerçekleşmesi daha uzun yıllar alacak bir özlem. Ülkemizde devlet ve toplumun Japonya'daki gibi organize olması bugünden yarına olanaksız gözüküyor.
       Ama depremzedenin Japonya saptaması yerinde. Nitekim, en büyük ders nedir sorusuna hep aynı yanıtı aldım:
     Sağlam bina...
       Bizde de Japonya'daki gibi toprağa sağlam basan, depreme dayanıklı binalar olsaydı, bu kadar tarifsiz kedere boğulmayacaktı insanlarımız.
       Peki, baş suçlu kim?
       Hedef bir tane:
     Müteahhit...
       Sonra?
     Belediyeler, yerel yönetimler...
       Oy uğruna, kişisel çıkar uğruna dayanıklı yapılanmayı boş veren, imar afları vesaire ile oy avcılığı yapan politikacılar...
       Ve tabii kontrol mekanizmalarını kurup işletmeyen, doğal afetlere karşı korunmanın çağdaş oluşumlarını yaratmayan, bilimi felaketlere karşı bir türlü seferber edemeyen hantal devlet aygıtı...
       Deprem bölgesindeki en ayaküstü sohbetlerde bile şeytan üçgeni kendini hemen ele veriyor:
     Müteahhit - belediye - siyaset...
       Bir soru daha var, her zaman sorulmayan. Bu da depremzedenin kendisiyle ilgili bir soru. Çürük, depreme dayanaksız yapılanma konusunda depremzedenin hiç mi kabahati yok? Bu soruya bir yıl arayla aynı yanıtı aldım. Geçen yıl 19 Ağustos'ta, Çınarcık'taki Veli Göçer bloklarının altından babasının ölüsünü kurtarmaya çalışan genç insan şöyle demişti:
       "Bizim halkta da hata var. Buzdolabı taksitiyle ev satın almışlar. Ev alayım derken kendilerine mezar satın almışlar."
       Bir yıl sonra ise Gölcük'te geçen gün bir işçi emeklisinin depremzede hanımı bana şöyle yakınıyordu:
       "Emeklilik parası elimize geçer geçmez başımızı sokacak bir yuva aradık. Gittik bir apartmana. Evin banyosuna, mutfağına baktık, beğendik, aldık. Ama hiç aklımıza gelmedi, bu ev sağlam mı, çürük mü sorusu..."
       Uzun lafın kısası:
       Sorunu biliyoruz artık.
       Çareler de belli.
       Ama gereğini yapabiliyor muyuz?
       Kişi olarak...
       Toplum olarak...
       Siyasetçiler olarak...
       Devlet olarak...

Tevekkül, unutkanlık...

       Aradan bir yıl geçti ama gereğinin yapılmadığını söylemek güç. Bu kadar büyük acılar çekilmesine yol açan eskimiş bir zihniyet toplum ve devlet düzeninde hala ayakta. Toplum, 17 Ağustos'la birlikte çarpıcı bir dayanışma ve sivil toplum patlaması yapmış olsa da, hala tevekkül ve unutkanlık illetinden kurtulabilmiş değil.
       Devlet ve hükümetin hiçbir şey yapamadığını söylemek insaf ve gerçekle bağdaşmıyor. Ancak ihtiyaçlara yetişemedikleri, depremli yaşama göre organize olamadıkları, bilimi ve bilgiyi seferber edemedikleri de bir başka acı gerçek.
       Örneğin, hükümete danışmanlık için Ulusal Deprem Konseyi kurulmuş, ama bunca zamandır bir tek kere olsun hükümetten biri ya da Başbakan ne yapıyorsunuz diye danışmak gereğini duymamış...
       Evet, 17 Ağustos'u unutmayacağız. Ama bunun için sloganların ötesine geçip deprem korkusunu yenmemiz gerekiyor.


Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr