Son şans: Yeni reçeteyle Ulusal Program...

Son şans: Yeni reçeteyle Ulusal Program...


Hiç kimse halinden memnun değil. Toplumun her kesimi gidişattan yakınıyor.
Hatta bela okuyor!
Hem ekonomiye, hem politikaya...
Çünkü insanlar gün geçtikçe yoksullaşırken, hayat standartları gerilerken, yarın kaygısı içinde kıvranırken, çoluğunun çocuğunun geleceğiyle ilgili umutsuzluğa kapılırken, siyaset sınıfının da çare olamadığını, siyaset kurumunun da çözüm üretemediğini gayet iyi görüyorlar.
Bu bir kriz durumu!
Hem de derin bir kriz durumu...
Ama her kriz gibi, bizim bu krizimiz de değişim taleplerini Türkiye gündeminin baş sırasına doğru itiyor. Özellikle siyasette yenileşmeye dönük yeni arayışların fitilini ateşliyor.
Bu da krizin olumlu yanı!
Yani kriz durumu bir fırsat yaratıyor. Ekonomiden siyasete, devlet düzenine kadar tepeden tırnağa köklü bir değişim ve yeniden yapılanma için Türkiye'nin önüne büyük bir fırsat koyuyor yaşadığımız kriz.
Zihinleri tırmalayan soru ise malum:
Bu radikal değişimi, bu yeniden yapılanmayı, iş başındaki mevcut siyaset kadroları gerçekleştirebilir mi? Siyaset kurumu bugünkü liderleriyle, halihazırdaki köhne parti ve zihniyet yapısıyla bir yenileşmenin mimarı olabilirler mi?
Buna ihtimal verenler az.
O yüzden, mevcut siyaset kadrolarına olan güvensizlik uzun zamandır yükselişte. İtibar grafiğinin çok aşağılarda seyrettiğini yalnız sokaktaki adamın nabız atışları değil, birçok kamuoyu yoklaması da gösteriyor.
Deniyor ki:
Bozuk düzeni o bozuk düzenin mimarları değiştiremez.
Bu yargı çok yaygın.
Ve haklı nedenleri var.
Başbakan Ecevit'le ortakları Devlet Bahçeli'yle Mesut Yılmaz kendilerini çok yakından ilgilendiren bu yargıyı haksız bulabilirler.
Ancak kendileriyle ilgili bu olumsuz yargıyı tersine çevirmek yine kendi ellerinde. Önemli bir fırsat var önlerinde:
Biri, yeni ekonomik program.
Diğeri, Ulusal Program.
Birincisi, Kemal Derviş'in başkanlığında büyük bir hızla oluşturuluyor. İkincisi, yani Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğiyle ilgili Ulusal Program da bitti, yarın Bakanlar Kurulu'na nihai onay için sunuluyor.
Bu iki program birbiriyle çok yakından bağlantılı. Ekonomik program, Türkiye'nin mali ve ekonomik krizden çıkışının reçetesi olacak.
Ulusal Program ise ekonomik alandaki böyle bir başarının, yani ekonomik istikrarın kalıcılığını da sağlayacak bir altyapıyı her alanda kurumsallaştıracak.
Bir başka deyişle:
Ulusal Program, Avrupa Birliği'yle uyum için Türkiye'de tepeden tırnağa bir yeniden yapılanma projesi demek. Demokratikleşme için, hukuk devleti için, tarımda, sanayide, eğitimde yapısal değişim için, devlette şeffaflaşma için büyük değişim demek. Avrupa kurumlarına uyum için müthiş bir yasama faaliyeti demek...
Bakanlar Kurulu'nun sayın üyeleri, yarın sabah ekleriyle birlikte toplam 700 sayfalık Ulusal Programı önlerinde bulacaklar.
Tarihi bir belge bu.
Eksikleri olabilir.
Ancak bu belge, AB için Ulusal Program hayata geçirilirse, Türkiye çok büyük reformcu bir atılım yapmış olacak. Dünyada birinci lige çıkabilecek.
İşte fırsat!
Bir yanda yeni ekonomik program, öbür yanda Ulusal Program... Biri ekonomik krizden çıkışın, diğeri topyekün değişimin ya da tepeden tırnağa yeniden yapılanma projesinin reçetesi...
İkisi de aynı kapıya çıkıyor.
Sayın Ecevit ve ortakları Bahçeli'yle Yılmaz, bu kapıyı açabilirlerse, ancak o zaman, "Bunlarla değişim olmaz!" diyenlerin yargısını tersine çevirebilirler.
Hodri meydan!