Sosyal adaletle Telekom!

Sanıyorum, bu durum ancak 1960'ların ilk yarısında değişmeye başladı. Ama o zamanlar da, örneğin sosyalizm sözcüğü yasaktı. Bunun yerine toplumculuk derdik.Böylesi yasaklar artık tarihe karıştı. İfade özgürlüğü çok gelişti.Sosyal adalet ise gerçekleşmedi.Hala büyük çoğunluğun ezberinde duruyor sosyal adalet. Haklı olarak talep ediliyor. Büyük çoğunluk sosyal adaletsizlikten yakınmaya devam ediyor.Çünkü gelir dağılımı haksız. Yoksul - varsıl uçurumu büyük. Gelirler, delikleri kapatamıyor. Fırsat eşitsizliği rahatsız edici. Toplumda dayanışma çok yetersiz.Bütün bu nedenlerde sosyal adalet sloganlarının bağırılması toplumda haklı bir istek ve özlemi dile getiriyor.İyi güzel.Ama slogan atmak yetmiyor. Aynı zamanda sormak lazım, sosyal adaletsizliğin temelinde yatan nedir diye. Sosyal adaletsizliği yaratan nedenleri eğer yeterince sorgulamazsak, sosyal adalet zamanla klişeleşir, sloganlarda kalır, ama sorun çözülmez.Bugüne kadar böyle oldu.Çünkü işsizliği yenemedik. Enflasyonu yıllarca yok edemedik. Ekonomiyi yeterince büyütemedik. Gerekli reformları yapamadık. Bir zamanlar ben de çok kızardım, "Önce pastayı büyütmek lazım!" diyenlere.Ama özünde doğruydu.Ekonomiyi istikrarlı biçimde büyüme rayına oturtmadan, üretim yapmadan, ihracatı arttıramadan, yani pastayı büyütmeden, sosyal adalet sloganları özlem olarak kalmaya mahkumdu.Geçen yüzyılın başında sosyal adaleti kestirmeden gerçekleştirecek bir yol bulduğumuzu sanmıştık. Özel sektörü yok ederek, pazar ekonomisine son vererek, rekabeti tukaka ederek devletçilik ile, komuta ekonomisi ile çıkış yolu, sosyal adalet aranmıştı 80 yıl boyunca...Bu da olmadı.1989'da çöktü Berlin Duvarı!Biz de devletçiliği daha önce özellikle 1980'lerde aşmaya başladık. 24 Ocak bu bakımdan bir milat oldu. Ekonomi rekabete ve dışa açılmaya, liberalleşmeye koyuldu.Ama zaman aldı, gereğini yapmak. Yapısal değişimleri zamanında göze alamadı siyasal iktidarlar. Bu yüzden sık sık krizler yaşadık. Küçüldük, yoksullaştık, paramız pul oldu.Ekonomi ite kaka da olsa liberalleşiyordu, ama zihniyetlerin devletçilikten kurtulması özellikle devlet kampında kolay olmuyordu. Zihniyet değişimi bir türlü tam gerçekleşmiyordu. Devleti korumak adına yola çıkanlar, ne yazık ki, sosyal adalete giden yolları belki bilmeyerek, belki kimi zaman da hukuk adına tıkıyorlardı, (Tabii bazen hükümetlerin hukuk bilmezliği de bu açıdan rol oynadı).Devletçi zihniyet özellikle özelleştirme alanında dikkati çekiyordu. Türkiye'de enflasyonu yenmek, yeterli ekonomik büyümeyi sağlamak ve işsizliğe kalıcı biçimde son vermek için şarttı özelleştirme. Bütün bunlar, doğrudan yabancı sermaye yatırımı olmadan gerçekleşemezdi. Bunun için de özelleştirme gerekiyordu. Ama bu yola devletçi zihniyet maalesef sürekli taş koydu.Bu alanda yaşadığımız en çarpıcı örnek Türk Telekom'dur.Geçen hafta yüzde 55'i, özelleştirme tarihimizin en büyük özelleştirmesi olarak 6.5 milyar dolara satıldı. Oysa, 1990'larda 20 milyar dolar değer biçilmişti. Yakın siyasal tarihimize eksileri artılarına ağır basarak geçen Tansu Çiller'in dün gazetemizin manşetinde yer alan şu sözlerinde haklılık payı büyüktür:"Keşke 1993'de, 1994'de PTT'nin T'si olarak satabilseydik. Sattırmadılar. Türkiye altından bir fırsatı kaçırdı. O zaman 40 milyar dolar ediyordu. Türkiye'nin iç borcu ise 14 - 16 milyar dolarlar civarındaydı. Yüzde 50'sini sattığımızda iç borcu bitiriyorduk. Yarısının bedeliyle borç sorunu hallediliyordu. Eğer Başbakan olarak bu satışı yapabilseydim, Türk ekonomisinde kanseri yenmiş olacaktım. Bugün ise yüzde 55'i 6.5 milyar dolara satıldı." (Fikret Bila'nın dünkü köşesinden)Şimdi sormak lazım:Mümtaz Soysal iyilik mi etti Türkiye'ye? Bu özelleştirme konusunda olumsuz oy kullanmış olan yargıçlarımız şimdi ne düşünüyor?Sosyal adalet kolay değil.Türkiye'nin her yıl 700 bin kişiye iş bulması lazım. Ülkemiz kendi kaynaklarıyla bunun ancak yarısını sağlayabiliyor. Geri kalanı için dış kaynak, doğrudan yabancı sermaye yatırımı lazım.Ve işte, ekonominin dışa açılması, özelleştirme, ekonomide oyunu kuralına göre oynamak, yani rekabete açılmak ve Avrupa Birliği yolu bunun için lazım.Sosyal adalet sloganla olmuyor.Klişeler karın doyurmuyor.Üretim, yatırım şart... h.cemal@milliyet.com.tr Bu iki sözcük, sosyal adalet bir zamanlar tehlikeliydi. İnsanın başını belaya sokabilirdi. Bu iki sözcük yüzünden komünistlik ile damgalanıp hapsi boylamak işten bile değildi.