Tanrı Dağı kadar Türk!

1979un yazıydı.Rahmetli meslektaşım sevgili Örsan Öymenle Çine gitmiştik. O Milliyette, ben Cumhuriyetteydim. Bir gün Pekinden uçağa bindik, dört saat uçtuk. Orta Asyaya, Sinciana, bir başka deyişle Çin Türkistanına geldik. Buradan arabaya bindik, Gobi Çölünü teğet geçerek Turfana, deniz seviyesinin altında, çölün ortasında bir vahaya eriştik.Sonra bir sabah ayazında bizi uyandırdılar, Tanrı Dağının eteklerindeki bir Kazak köyüne götürdüler. At kılından çadırlara soktular, kahvaltıda kımız içirdiler. Yanıma bir ihtiyar sokuldu, titreyen sesiyle aynen şöyle dedi:"Halili tanırsız?"Bir an şaşırdım.Türkiyeden binlerce kilometre uzaklarda Orta Asyada, Tanrı Dağında, bir çadırda bana Türkçe Halili soran çekik gözlü bir Uygur Türkü..."Tanımıyorum" dedim.Bir şeyler söyledi, tam çıkaramadım ne dediğini. Bazı sözcükleri anlar gibi oldum. Moğol tercüman araya girip anlaşmamızı sağladı:"1949da Çinde Komünistler iktidarı ele geçirip buralara da yayılınca beş altı bin Uygur Türkü at sırtında, İsa Alptekinin peşine düşüp ülkelerini terk etmişler. Hindistan, Afganistan, İran üzerinden Türkiyeye gelmişler. Bursa taraflarına yerleştirmiş Başbakan Menderes onları... Aralarında çocukluk arkadaşı Halil de varmış... Türk olduğunuzu duyunca, arkadaşını tanıyıp tanımadığınızı soruyor."Heyecanlanmıştım.Kökler konusunu düşünmüştüm.Dün sabah da Türkler: Bin yıllık bir yolculuk, 600-1600 ismini taşıyan muhteşem sergiyi gezerken, (keşke Avrupada başka başkentlere de gidebilse bu sergi) aynı konu aklıma takıldı. Uygur Türklerinin yedinci asırdan kalma duvar resimlerine bakarken, bana titrek sesiyle Halili soran o çekik gözlü ihtiyar gözümün önüne geldi.Sabah erken Royal Academynin önünde upuzun bir kuyruk. 22 Ocakta açılan ve haftaya kapanacak olan serginin ziyaretçi sayısı bu kadar kısa sürede üç yüz bine yaklaşmış.Bu büyük başarının altına imza atan Nazan Ölçen ve Filiz Çağmanla sohbet ederken, bir sorunun karşılığını arıyorum. Bu geniş ufuklu serginin insanda uyandırdığı derin tarih duygu ve düşüncesini bizim tarih kitaplarımız verebiliyor mu?Yanıtı bilmiyor değildim. Ama yine de sordum. Her iki değerli akademisyen ve müzecimiz de okul kitaplarıyla ilgili olarak aynı şeyi söylediler:"Tarih kitapları bizde tarihi sevdirmek için yazılmaz. Gerçek ne yazık ki tersidir."Bu satırları dün öğle vakti Mayfairde bir pubda yazıyorum. Adı, Masons Arms. Çıtır çıtır yanıyor şöminesi. Kimsecikler yok. Coldplay çalıyor. İnsanın yüreğine işleyen bir ses ve şarkı...Türkler!Sergide belki beni en çok etkileyen Fatih Sultan Mehmetin ilk gençliğinden kalma karalama defteri oldu. 1440lardan kalma. Bir sayfasında yazı ve tuğra denemeleri, öbür sayfasında herhalde sarayda çalışanların karakalem resimleri...Etkilendim, çünkü Fatihin bu defteri birçok şeyin yanında büyük sultanın insani boyutunu, onun da etten kemikten bir insan olduğu gerçeğini çok yalın biçimde anlatıyor.Tarihi, tarihte yaşananları, tarihin başoyuncularını böyle bir yalınlıkla anlatan tarih kitapları yazılabilecek mi çocuklarımız için?..Beyazıtın oğlu Şehzade Korkutun kadife, saten ve ketenden dokunmuş kaftanı harikulade...Sergiyi gezerken Türklerin bin yıllık uzun yolculuğu bütün çarpıcılığıyla gözler önüne seriliyor. İslam öncesi, İslam sonrası Türkler... Şaman dönemi, çok tanrılı dönem... Türk kavimlerinin olağanüstü hareketliliği içinde yeni kültürleri benimseme, özümseme, adapte olma ve devlet kurma yetenekleri... Fatihle başladığı söylenebilecek doğu-batı sentezinin ipuçları... Yalnız İslam ve Osmanlıdan oluşmayan Türkler...Tarih!Heyecan uyandıran bir konu. Türkler sergisini gezerken bunu bir defa daha hissettim.Bir şeye yine takıldım:Geçmişimizi bize yabancı olmaktan kurtaracak tarih kitapları istiyorum çocuklarımız için. Siyah beyazdan oluşmayan bir tarih istiyorum. Efsanelerle yalanlardan arındırılmış bir tarih istiyorum çocuklarımız için.Çünkü o zaman bir yandan geçmişimizle huzur içinde barışık hale geleceğiz, öte yandan bütün köklerden insanlar bu topraklarda barış içinde yaşayacağız.Kısacası:Tarihimi istiyorum.İyi pazarlar! h.cemal@milliyet.com.tr Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman! Sağ ve sol uçlar çatışmasının Türkiyeyi kana buladığı yıllarda, sanıyorum, Ülkücülerin sloganıydı. Nedense dün Londrada Türkler sergisini gezerken aklıma takıldı.