Türkiye’yi bekleyen gerilim ya da Çankaya Köşkü’yle Başbakan arasındaki ilişkiler...

Bilim ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün şöyle diyor: “Anayasa değişmezse, hükümet ile Köşk arasında mutlaka bir gerilim doğar. Başbakan, cumhurbaşkanı kim olursa olsun bu gerilim kaçınılmaz. Sistemin kendisi bunu üretir. Aynı partiden olsa bile durum değişmez.”

Başkanlık sistemi... Yarı-başkanlık sistemi... Partili cumhurbaşkanlığı...
Bunların hepsi Ak Parti iktidarının öncelikli gündeminde.
Tayyip Erdoğan’ın gönlünde en çok Amerika’dakine benzer bir başkanlık sistemi yatıyor.
Olmazsa, yarı-başkanlığa da razı Fransa’daki gibi.
Bu da olmadı diyelim, o zaman Erdoğan’ın aklından elbette partili cumhurbaşkanlığı geçiyor.
Ama bir nokta var. Bunların tümü için anayasa değişikliği şart.
İşte bu kolay değil.
Ak Parti’nin tek başına bu anayasa değişikliklerini kıvırması uzak ihtimal. Meclis’teki çoğunluğu buna elvermiyor.
Klasik deyişle:
Meclis aritmetiği, Ak Parti liderinin önünde ciddi bir engel.
Her şeyden önce kendi partisinde başkanlık ya da yarı-başkanlık sistemine karşı çıkan milletvekilleri var.
Parti disiplininin fazla geçerli olamadığı gizli anayasa değişikliği oylamalarında Ak Parti Meclis Grubu’nun fire vermesi kesine yakın bir ihtimal...
Erdoğan bu engeli ancak MHP desteğiyle aşabilir ki, bu konuda da herhangi bir umut ışığı yanmıyor.
Bu durumda ne olabilir?
Geriye tek bir yol kalıyor:
Tayyip Erdoğan’ın 2014 yılı Ağustos ayında, halk tarafından cumhurbaşkanı seçilip anayasadaki mevcut yetkilerle Çankaya Köşkü’ne çıkması...
Kimilerine göre, 12 Eylül darbe anayasasından kaynaklanan ve pek öyle sembolik de olmayan bu yetkiler, halk tarafından seçilmiş bir cumhurbaşkanını fiilen yarı başkan yapabilecek.
Böyle düşünenler var.
Olabilir.
Ama ben başkanlığın, yarı-başkanlığın ya da partili cumhurbaşkanı modelinin bu ülkeye demokrasi ve istikrar getireceğini sanmıyorum.
Bunun gibi, Tayyip Erdoğan’ın 2014’te cumhurbaşkanı olup Çankaya’dan kendi partisini de idare etmeye kalkışmasının hem Ak Parti, hem Türkiye açısından yeni bir istikrarsızlık kaynağı olacağı kanısındayım.
Bu bakımdan, yakın siyasal geçmişimizdeki Özal ve Demirel örnekleri halen unutulmuş değil.
Bu arada, “Özal ve Demirel’in cumhurbaşkan-lıkları misal olamaz” diyenlerin bakış açıları çok fazla inandırıcı gelmiyor bana...
1990’larda da öyle sanılmıştı.
Ama bir süre sonra işin içine insani boyutlar da karışınca, cumhurbaşkanıyla başbakan arasında sürtüşmeler çıkmış, eski partilerinin ipleri Özal’la Demirel’in elinden kayarken, istikrarsızlık daha beter kapıyı çalmıştı.
Ak Parti için de geçerli bu.
Partide daha şimdiden Erdoğan sonrasına dönük hesapların yapıldığı herhalde herkesin malumu olan bir sır. ‘Tek seçiciliği’nden dolayı partide bugün herkes Erdoğan’a biat etmiş görünüyor olsa da, yarın ne olacağı bilinmez.
Başkanlık, yarı-başkanlık sistemleri için anayasa değişikliğini yakın ihtimal görmeyen, ama ufukta şimdiden gerginlik görenlerden biri de, Bilim ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün.
Ak Parti’deki önemli siyasetçilerden biri olan Ergün’ün Radikal’deki Yavuz Oğhan’la söyleşisinin başlığı şöyle:
“Anayasa değişmezse, Köşk’le hükümet gerilimi yaşanır.”
Nihat Ergün şöyle diyor:
“Anayasa değişmezse, hükümet ile Köşk arasında, kişilerden bağımsız olarak söylüyorum, mutlaka bir gerilim doğar. Başbakan kim olursa olsun cumhurbaşkanı kim olursa olsun bu gerilim kaçınılmaz. Sistemin kendisi bunu üretir. Aynı partiden olsa bile durum değişmez.”
Yavuz Oğhan soruyor:
“Anayasayı değiştirmekten başka çare yok mu bu gerilimi önlemek için?”
Nihat Ergün:
“Yok. Sistemin adını doğru koymak zorundayız. Yarı başkanlık diyeceksek anayasada değişiklik yapıp cumhurbaşkanının yetkilerini biraz daha arttırmalıyız. Parlamenter sistem devam etsin, geleneği de bozmayalım diyeceksek, o zaman bu yetkiler fazla. O durumda hükümeti ve Meclis’i biraz daha güçlendirmemiz lazım. Bunu yapmazsak, sistemimiz fiilen yarı başkanlık gibi olacak ama resmen olmadığı için bir gerilim doğacak.”
Şunu not edin:
Bu konu siyaset gündemine her geçen gün daha çok oturacak.