Türkiye'nin öylesine belalı bir coğrafyası var ki...

Yıllar içinde kim bilir kaç yazı yazdım, Türkiye'nin öylesine belalı bir coğrafyası var ki diye başlayan. Ya da Napolyon'un şu sözünü aktaran:
Bir ülkenin coğrafyası, o ülkenin dış politikasıdır!
Belli bir coğrafyada yaşamaya mahkûmsan, yani ülkeni sırtlayıp dünyanın bir başka yerine göçemeyeceğine göre, o zaman o coğrafyada barış, istikrar ve refahın koşullarını gerçekçi biçimde kollayan, bıçak sırtındaki dengeleri gözeten politikalar izlemek zorundasın demektir.
Özellikle bizim coğrafyamızda hiç de kolay değildir bu. Dün de değildi, bugün de değil. Kuyumcu titizliği gerektiren ince bir zenaattır bu iş.
Yılların ötesinden baktığınız vakit, Türkiye bu konuda genel olarak başarılı sayılır. Soğuk Savaş yıllarında da, sonrasında da Türkiye'nin yaşamakta olduğu 'şeytan üçgeni'nde, diplomasi teknesini bazen çalkantılı, bazen fırtınalı sularda ustalıkla kullandığı söylenebilir.
Bu 'şeytan üçgeni'nin bir köşesinde Balkanlar, bir köşesinde Kafkaslar, bir köşesinde Ortadoğu yer alıyor.
Bir ara Balkanlar karışmıştı, Bosna'sıyla, Kosova'sıyla... Sonra Ortadoğu patladı, Irak Savaşı'yla... Kafkaslar sakin gidiyor derken, bu kez geçen Ağustos ayının haftasında Rusya'yla Gürcistan birbirinde girdi.
Gürcistan'ın Güney Osetya'ya askeri müdahalesinde Amerikan parmağı var mı? Rusya, bir oyun planı çerçevesinde Washington tarafından kışkırtılmış olabilir mi? Yoksa bu sadece Gürcistan Cumhurbaşkanı Şaakaşvili'nin bir büyük yanlışı mı?
Ne olursa olsun, bir yandan Gürcistan'ın Güney Osetya'ya girmesi, diğer yandan Rusya'nın Gürcistan'a saldırısı ve arkasından Güney Osetya'yla Abhazya'nın bağımsızlığını tanıması hepsi büyük hataydı, barış ve istikrar açısından büyük bir talihsizlikti.
Dünyadaki güç dengeleri çok kötü sarsıldı. Anlaşılan o ki, şimdi bu güç dengelerinde yeni bir paylaşım kapıyı çalmış durumda...
Açılan tarih sayfasına yeni soğuk savaş mı, yeni büyük oyun mu, tek kutuplu dünyaya elveda mı, adına ne derseniz deyin, ama Moskova'nın karanlık gölgesinin bölgeye vurmasıyla birlikte yalnız bölgede değil, dünyada da bir şeylerin fena halde değiştiği, karıştığı, klasik deyişle, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı söylenebilir.
Çok şey yazılıyor, çok şey çiziliyor.
Uluslararası politikada 'çifte standart'lardan söz ediliyor.
Bu konuda Irak Savaşı'ndan, Kosova'dan, NATO'nun Sırbistan bombardımanından, Güney ve Kuzey Kıbrıs'tan örnekler veriliyor.
Haklılık payı olan örnekler...
Çifte standartlar hiç bitmez. Bu dünyada siyaset öteden beri çifte standartlar cennetidir.
Ama şimdi dünyada barış ve istikrar açısından gelinmiş olan kritik ve tehlikeli yerde, ilgili tüm taraflar için bazı noktalar özellikle vurgulanmalı:
Pusula, diyalog olmalı.
Müzakere olmalı.
Barışcıl yöntemler olmalı.
Bundan sonra artık silahtan, çatışmadan, savaştan kaçınmayı ilgili tüm taraflar tarihsel bir görev ve sorumluluk olarak benimsemelidir.
Ne mi yapılmalı?
ABD ve AB, Rusya'yı 'düşmanlaştırmak'tan özenle sakınmalı.
Zenginleştikçe daha milliyetçi ve yayılmacı olabileceğini gösteren Rusya, elindeki 'kartları' çok daha dikkatli kullanmalı, abartmamalı.
Bize gelince...
Türkiye, AB yoluna devam ederken, ABD'nin dost ve müttefikliğini elbette korumalı. Ancak Rusya'yla dostluğunu, ilişkilerini hiç kuşkusuz önemsemeli.
İlter Türkmen'in deyişiyle:
"Türkiye bugünkü karmaşık durumda Rusya ile mümkün olduğu kadar gerginlik yaratmayacak bir yol izlemeli, fakat temel menfaatlerinin ancak Batı ile dayanışma içinde korunabileceği bilinciyle hareket etmelidir."
Doğru yol budur.
Ve unutmayın:
Bu belalı coğrafya dün olduğu gibi bugün de Türkiye'nin elini güçlendirici bir fırsattır aynı zamanda.
Türkiye'nin stratejik değeri ya da ağırlığı kendini bugün bir kez daha ele güne göstermiş durumda.
Türkiye, evinin içini ne kadar derleyip toparlayabilirse, demokrasi, hukuk ve refah yolunda ne kadar kararlı yürüyebilirse, AB yolculuğunu ne kadar ciddiye alırsa, bu belalı coğrafya da, bugün olduğu gibi yarın da işine yarayabilir.
Bir başka deyişle:
Demokratik ve güçlü bir Türkiye elindeki 'stratejik kartlar'dan çok daha iyi yararlanabilir.