Türkiye'nin yıldızını parlatmak elimizde!

Türkiye'nin yıldızını parlatmak elimizde!


Ankara'dan Washington'a ziyaretler her zaman önemlidir. Ancak, Başbakan Ecevit'in Başkan Bush'la bu seferki ocak ayı buluşması daha da önem taşıyor.
Üç nedenle:
(1) 11 Eylül sonrasında dünya yeniden yapılanıyor. Baş patron ve mimar ise Amerika'dan başkası değil.
(2) Washington'un gözünde Türkiye stratejik açıdan 11 Eylül sonrası daha çok değer kazanmış durumda.
(3) Ankara'yla Washington'un önüne belki de uzun zamandır ilk kez çok uygun bir zeminde işbirliğini ileri götürme fırsatı çıkıyor.
Zemin neden uygun?
Yıllardır 'Türk - Amerikan stratejik ortaklığı'ndan söz edilir. Ama bu ortaklığın içi bir türlü istendiği gibi doldurulamaz. Çünkü Rum, Yunan ve Ermeni lobileri engelleyici rol oynar. Bu bakımdan sahnede Kıbrıs, Ege ve insan hakları sorunları kullanılır. Ayrıca, Türk ekonomisinin yapısal dertlerinin kısıtlayıcı rolü vardır.
Bu bir 'fiks mönü'dür.
Türk - Amerikan ilişkilerini kısır döngüde tutmuş olan bu fiks mönü, Türkiye'nin de kendi kısır döngüsünü oluşturur aynı zamanda.
Bir başka deyişle:
Kıbrıs...
Demokrasi ve insan hakları...
Ekonomide yapısal değişim...
Avrupa Birliği'yle ilişkiler...
Koalisyon hükümeti şimdi bu dört alanda olumlu adımlar atıyor. 11 Eylül de bu adımların hızla Türkiye'ye dönük desteğe dönüşmesini sağlıyor.
Örneğin Kıbrıs'ta masaya oturuluyor. Avrupa Ordusu konusunda top Ankara'dan Atina'nın sahasına gitmiş durumda.
Anayasa değişikliğinden sonra mini - demokratikleşme paketi gündemde. Ekonomide işin sıkıya alındığını gösteren bütün işaretler mevcut...
Şu söylenebilir:
Türkiye kendi kısır döngülerini kırmaya yöneliyor. Bunu başarabildiği ölçüde, Türk - Amerikan ilişkilerinin önü de daha fazla açılacak. Türk - Amerikan stratejik ortaklığı lafta kalmaktan kurtulacak.
İki ülke arasındaki ilişkilerde 11 Eylül trajedisi elbette bir dönüm noktası, bir sıçrama tahtası oluşturuyor.
Terörizme karşı ABD liderliğindeki bu 'yeni savaş'ta Türkiye doğru yerde durdu. Dost ve müttefiki Amerika'nın yanında yer aldı. Türkiye bunu yaparken, kendi çağdaşlık anlayışının ve güvenlik çıkarlarının gereğini yerine getirmiş oldu.
Amerika ise kökleri daha çok İslam coğrafyasından sulanan terörizmle mücadelede Türkiye'nin çok boyutlu önemini 11 Eylül sonrası çok daha iyi anlamış durumda. Ortadoğu'da, Körfez'de, Kafkasya'da istikrar ve barış deyince, Orta Asya'da modernleşme deyince Türkiye'nin ve "devlet modeli"nin önemini çok daha net görebiliyor.
İyi bir noktadayız.
Bıkmadan tekrarlamakta yarar var:
11 Eylül'le birlikte yeni bir fırsat daha yakaladık. Eğer ekonomide mali disiplinle yapısal değişimlere, uyum yasaları ve demokratikleşme adımlarına, Kıbrıs'ta uzlaşma çabalarına devam edersek, 2002 çok farklı bir yıl olur.
Evimizin içi düzelir. AB ile müzakere eşiği aşılır. ABD ile stratejik ortaklık gerçekten işlemeye başlar.
Türkiye'nin yıldızını parlatmak elimizde...