Umudu gitgide tüketen siyaset oyunu...

Umudu gitgide tüketen siyaset oyunu...


Taksim Meydanı tarihi günlerinden birini yaşadı geçen pazar günü. Ben de oradaydım. Milli Futbol Takımımızın yaşattığı o muhteşem geceye, saatler boyu süren o duygu fırtınasına ben de tanık oldum.
Belki de tarihe tanıklıktı bu.
Gerçekten heyecan vericiydi.
Taksim’de toplumun her kesiminden insan vardı. Bu da bir başka güzellikti. Ay yıldızlı bayrağımızın hiç bu kadar kitleselleştiğini, hiç bu kadar birleştirici rol oynadığını pek anımsamıyorum.
Milli Takımımız başardı bunu.
Elinde bayrak olmayan yoktu.
Bayrak sallamayan yoktu.
Marşlarla, şarkılarla coşku içinde dalgalanan insan selinin Taksim’de gün boyu çizdiği görüntüler, bu topraklarda başarıya olan özlem ve açlığa işaret ediyordu.
Tabii aynı zamanda futbolun yalnız futbol olmadığını da anlatıyordu.
Gece yarısı yüksekçe bir yerde, Taksim Meydanı’nda bir o yana bir bu yana dalgalanan insan denizini seyrederken yıllar öncesine gittim.
1977’ye...
Hangisi daha kalabalıktı?..
Bu kalabalık mı?
Yoksa Ecevit’in o mitingi mi?
İktidarda Demirel’in MC Hükümeti vardı. Türkiye Haziran 1977’de erken seçime gidiyordu. Müthiş bir gerilim ve çatışma havasında altüst oluyordu siyaset sahnesi.
Başbakan Demirel’den anamuhalefet lideri Ecevit’e bir suikast ihbarı gelmiş ve CHP’nin ertesi gün Taksim’de yapacağı mitingi iptal etmesi telkin edilmişti.
Ecevit ise meydan okumuştu:
"Rahşan’la ben yarın Taksim Meydanı’nda olacağız!"
Kıyamet kopmuştu.
Ecevit’in 35 yıl önce genç bir Cumhuriyet muhabiri olarak izlediğim o Taksim mitingini, o müthiş kalabalığı, o korkunç coşkuyu hiç unutmadım.
Yer yerinden oynamıştı.
Ecevit o zamanlar Karaoğlan’dı!
Bir ‘umut’tu Türkiye için...
Bugün ise dramatik bir durum söz konusu... Dramı ne yazık ki hem Sayın Ecevit’in kendisi eşiyle birlikte yaşıyor, hem de bütün ülkeye yaşatıyor. Ne siyasette Türkiye’nin önünü açabilecek adımların, ne de iktidardan çekileceğinin işaretlerini veriyor.
İkisini de yapmıyor.
Hata ediyor.
Oysa, Türkiye’nin yakın gelecekte siyasal istikrarı yakalayabilmesi için Ecevit’in oynayacağı bir rol hala var.
Bir işadamı şöyle dedi:
"Ecevit hala siyasetteki düğümü çözebilecek durumda. Bugün için kılıç bir tek onun elinde var. İskender gibi düğümün üstüne bir indirebilse... Ama galiba Ecevit’in o kılıcı kaldırabilecek gücü de kalmadı artık. Fiziksel ve zihinsel mecali yok gibi Sayın Ecevit’in..."
Evet siyasetin düğümü!
Bu düğüm çözülmeden, yani siyasette istikrarı yakalamadan, seçim sandığından güçlü, yönetebilir bir hükümet çıkarmadan, ekonomide de tünelin ucundaki ışığı çok fazla görmek imkansız.
Siyasetteki belirsizlikler, ekonomiyi frenliyor. Borç yükünü ve yönetimini ağırlaştırıyor. Dış kredi kaynaklarını çalıştırmıyor.
Onun içindir ki:
Ekonomiyi düşünenler öncelikle siyaseti düşünüyor. Örneğin bir IMF yetkilisi, "Piyasalar siyasete güvenmek zorunda" diyor. Dünya Bankası’nın Türkiye Direktörü Chhibber’in sözleri şöyle:
"Şu anki politik belirsizlik ekonomiyi etkiliyor. Türk ekonomisinin geleceği politikadaki gelişmelere bağlı..."
Peki, biz ne yapıyoruz?
Şimdilik ciddi bir umutsuzluk var. Ya da umudu gitgide tüketen bir siyaset oyunu oynanıyor sahnede...
Bir ay süren enfes futbol rüyasından uyananlar için de: Gerçeklerin dünyasına hoş geldiniz!

DİP NOT:
Uzunca bir aradan sonra toplanan liderler zirvesi klasik biçimde, yani "erken seçim yok, koalisyon sürecek!" açıklamasıyla bitti.
Bir başka deyişle:
Hükümet cephesinde yeni bir şey yok, yukarıdaki yazımın değişmesini gerektiren...