Üniversite beynimizdir, ihmal edilemez!

Üniversite beynimizdir, ihmal edilemez!


       Bir üniversite... Öğretim üyeleri arasında seçim yapılıyor. Rektör adayı olarak biri 449 oy alıyor, diğeri sadece 1 oy... Üst kurul toplanıyor. 449 oy alanı elerken, 1 oy alanı aday yapıyor.
       Gerekçesine gelince:
     Kamu menfaati!
       Böyle işliyor YÖK düzeni.
       20 yıldır, 12 Eylül'den beri...
       O zaman ne diye seçim yapıyorsun ki? 'Kamu menfaati'ne sizler karar verdiğinize göre, bırakın seçimi meçimi.
       Gülünç duruma da düşmeyin.
       Üniversite yöneticilerini göstermelik seçimler yerine doğrudan atayın gitsin. Sonra da asın bir yaftayı üniversite kapılarına, deyin ki:
       Koca koca profesörler, hocalar, öğretim üyeleri kendi kendilerini yönetemezler!
       Bu topraklar zaten üniversite ile çok gecikmeli tanıştı. Sonradan İstanbul Üniversitesi adını alan Darülfünun daha yüzyılın başında, 1900'de kuruldu.
       O zamandan beri de devletin eli hiç eksik olmadı üniversitenin içinden. Devletin vesayeti ve siyasal iktidarların sıkı denetimiyle iç içe oldu üniversiteler...
       Bir de siyaset, daha doğrusu aşırı siyasallaşma üniversitelerin yakasını hiç bırakmadı. Özellikle 1950'lileri, 1960'ları, 1970'leri hatırlayın. Öğretim kurumlarıyla üyeleri siyasal kavgalar ve kutuplaşmalarla hep kucak kucağa yaşadılar.
       1980 bir başka dönüm noktasıydı. 12 Eylül askeri yönetimi, sözde siyasallaşmaya son vermek için bu kez bir başka 'deli gömleği'ni YÖK adı altında üniversitelere giydirdi. Bilimsel ve yönetsel özerklik konularında olmadık düzenlemeler yaptı. Aynı zamanda yeni 'kan davaları'nın tohumlarını attı.
       Kısacası:
       Hep tepki gördü YÖK düzeni.
       Haklıydı bu tepkiler.
       YÖK düzeni, yıllar içinde değişim geçirmesine rağmen, içindeki devlet eli dolayısıyla çağdaş üniversite kavramıyla çelişmeye devam etti.
       Oysa üniversite devletten özerktir.
     Devlet dairesi değildir üniversite.
       YÖK düzeninin bu aşırı merkeziyetçi yapısından dolayı, üniversitelerimizin Dünya Bankası kredilerinden yararlanamadığını biliyor musunuz?
       Böylesine aşırı müdahaleci bir düzenden üniversitelerimizin kurtulması şart. Devletçi anlayışın damgasını yemiş böyle bir modelle Türkiye bilim yolunda hak ettiği atılımları gerçekleştiremez. Nasıl ki ekonomide devletçilik günleri mazi olduysa, üniversitede de devleti küçültmek zorundayız.
       Yoksa beynimiz gelişemez!
       Üniversiteler bir ülkenin geleceğe yönelik umutlarının yoğrulduğu kutsal yerlerdir. Ancak düşünce zenginliğinin yeşerdiği özgür ortamlarda gerçek bilgi üretilir.
       Gerçek bilim yapılır.
       Herşeyi sorgulayabilen eleştirel düşünce tarzıdır üniversiteleri üniversite yapan. Onun için tabulara yer yoktur, adına üniversite denen mekanlarda...
     Matbaa kaç yüzyıl sonra geldi.
     Rönesans'ı, Reform'u görmedik.
     Endüstri Devrimi ıskalandı.
       Şimdi de Bilgi Çağı kaçmasın!
       Bunun için eğitime, üniversitelere büyük iş düşüyor. Bunun için üniversitelerin gerçekten bilgi üreten kurumlar haline dönüşmesi gerekiyor.
       Yani düzen değişikliği şart!
       Bilgi üretenle üretmeyeni, çalışkanla tembeli birbirinden ayırt eden, ödüllendiren, özendiren yeni bir üniversite düzeni kurulmalı. Bu yeni düzen kendi içinde 'rekabet'e dayanmalı. Kaynaklar, laboratuvarlar, kütüphaneler, yüksek maaşlar, yani imkanlar kurum ve çalışan olarak daha iyiye doğru daha çok kanalize edilmeli...
       Bu yeni düzene tabii ki bilimsel liyakat damgasını vurmalıdır, ideoloji ve siyaset değil.
       Yine bu yeni düzende, devlet üniversiteleri açısından yaygın bir burs sistemiyle birlikte paralı öğretim de gündeme gelmelidir ki, fırsat eşitliği kollanabilsin...
       Gerçek bilgiyi üretenler, uluslararası çapta bilim yapanlar bizim üniversitelerimizde hiç kuşkusuz dün de vardı, bugün de var. Onların kıymetini bilemedik. Maddi ve manevi bakımdan onlara gereken değeri veremedik.
       Uzun lafın kısası:
       YÖK'le olmuyor!
       Üniversitelerimizin gerçek bilim yuvalarına dönüşmeleri için daha yapılacak çok iş var. Bu çağda beynimizi ihmal ederek bir yere gidemeyiz!


Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr