Ya herrü, ya merrü!

Hollanda, dönem başkanı olarak, Fransayla Almanya arasında mekik dokuyor. Ya da Başbakan Erdoğan, Schröderi daha çok devreye sokarak Chirac üstünde etkili olmaya çalışıyor, vesaire...Ne olacak?Ya herrü ya merrü!Hayır olmamalı.Bugüne kadar her iki taraf için de olmayan, bu saatten sonra hiç olmamalı. Orta yol mutlaka bulunmalı.Yoksa yazık olur.Her iki taraf için de öyle. Bir kriz, bir kopma her iki taraf açısından da büyük bir tarihi yanlıştır, hatta bu saatten sonra ahmaklıktır.Dikkat gerekiyor.Çünkü, her iki tarafta da böyle bir tarihi yanlışa oynayan ve Türkiyeyle AB arasında bir kopmadan dolayı göbek atacak olan malum odaklar var. Fransada var. Avusturyada var. Almanyada var. Güney Kıbrısta var.Tabii Ankarada da var.Bunlara fırsat vermemek, bunların oyununa gelmekten özenle kaçınmak lazım. Kimileri ince oynuyor. Sureti haktan yanaymış gibi oynuyor. En kritik anda topa vurup kafa karıştırmak, kafaları çelmek isteyenler var.Kıbrıstan biliyoruz onları.Yüzde 65 evete giden yolda hem ince hem kaba oynadılar. Kıbrıs Türkünü, Kıbrısı sevdikleri için yapmadılar bunu. Bütün dertleri, Türkiyenin Avrupa yolunu kesmekti.Ama başaramadılar.Başarabilseler, yani Kuzey Kıbrısta referandum sandığından Annan Planına hayır çıksaydı, Türkiye 17 Aralıka gelemeyecekti. Bu odaklar şimdi kapalı kapılar arkasında, kuliste son kozlarını oynuyorlar.Bu elleri güçlendirecek mi AB?Soru burada düğümleniyor.İki nokta çok kritik.Biri Kıbrıs, aşılabilir. Son anda yaratıcı bir diplomatik manevrayla, ama karşılığında açık uçluluk konusunda bir şey alınarak Kıbrıs Rum engeli geride bırakılabilir.Burada tabii ne alınır sorusu hemen ikinci kritik noktanın akla takılmasına yol açıyor:Fransa ve özel statü...İşte bu noktada Parisin ısrarı sürüyor. Bu akşam televizyona çıkarak tutumunu bir kez daha açıklaması beklenen Cumhurbaşkanı Chirac şimdilik bu noktadan geri atmak niyetinde değil gibi. Diplomatik kuliste dün Chiracın tutumu şöyle özetleniyordu:Türkiyenin ABye katılımının kuvvetle desteklendiğinin açıklanması, ama aynı zamanda başarısızlık halinde, Türkiyenin de rızasıyla imtiyazlı ortaklık modeline geçilmesi...Nitekim, Fransa Dışişleri Bakanı Barnier pazartesi günü akşamüstü Brükselde düzenlediği basın toplantısında, Türkiyeyle üyelik müzakerelerinin başlamasından yana olduklarını ve bunun katılımla sonuçlanmasını Fransanın da içtenlikle istediğini vurguladıktan sonra özetle ekliyordu:"Ancak, müzakerelerin başarısızlığı halinde öteki alternatiflerin de önceden belirlenmesinden yana Fransa..."Soru:Zirve kararında adı açıkça konacak mı öteki alternatiflerin? Türkiye buna kesin karşı çıkıyor. Haklı nedenleri var.Soru:Türkiye nasıl bir formülasyonla geri çekilebilir?..Özel statü ya da imtiyazlı ortaklık konusunda Alman Başbakanı Schröderin de rahatsızlığı var. Çünkü böyle bir gelişme, Schröderi kendi muhafazakâr muhalefetiyle karşı karşıya getirecek, Hıristiyan Demokratların lideri Angela Merkel karşısında siyasal bir yenilgiye uğrayacak ki, o da bunu istemiyor.Başbakan Erdoğan da bunu bildiği için Schröderi Chiracın üzerine salma çabası içinde... Sonuç alabilecek mi? Çünkü Schröder de anlaşılan Chiracın iç politikadaki, partisindeki sıkıntılarını bildiği için onun üzerine fazla gitmekten yana gözükmüyor.Bu arada Ankaraya da sürekli verilmek istenen bir mesaj var. Başbakan Erdoğanla Dışişleri Bakanı Güle değişik şekillerde iletilen bu mesaj şöyle özetlenebilir:"Müzakere tarihi konusunu son zamanlarda önemsiz kılmaya çalışmanızı pek o kadar anlamıyoruz. Türkiyenin üyeliğini öngören ve gecikmeksizin başlayacak olan müzakere, işin özünü oluşturmuyor mu? Niçin resmin bütününü görmek istemiyorsunuz?"Buna Ankaranın, şu günlerde genellikle kulaklara çalınan yanıtına gelince:"Tarih her şey demek değil!"Peki, orta yol bulunabilecek mi? Bulunması şart. Bu gibi durumlarda klasik deyiştir, aklı selim, yani sağduyu galip gelmelidir. Bu iki taraf için de yaşamsal önem taşıyor.Ya herrü ya merrü olmaz!Bir kriz, bir kopma hem Türkiye hem AB açısından tarihi bir hataya işaret eder.Bu günlere kolay gelinmedi.Hele Türkiyede...Demokratik reformlarını büyük ölçüde gerçekleştirmiş, enflasyon canavarını yenmiş, IMF ile yeni bir anlaşma yapmış, lirasından altı sıfırı atmaya iki haftası kalmış bir Türkiye, 17 Aralıkla yeni bir atılım yapacağına yeni bir krizle mi burun buruna kalacak?Ya da Avrupa Birliği, böyle bir noktadaki Türkiyeyi ya herrü ya merrü demenin eşiğine mi getirecek?Düşünmek bile istemiyorum.Başbakan Erdoğanın dünkü grup toplantısında dediği gibi, "70 milyonluk bir Türkiyenin 40 yıldır kaybetmediği Avrupa idealleri hakkında sükutu hayale uğratılmaması gerektiği"ne ben de inanıyorum. h.cemal@milliyet.com.tr Türkiyeyle Avrupa Birliği ilişkilerinde en kritik iki gün! Paris, Berlin, Ankara üçgeninde yoğun bir diplomasi trafiği yaşanıyor.