Yanlış, doğru...

Yanlış, doğru...


Hasan CEMAL

       İngiliz polisinin tutumu utanç verici, UEFA'nın kararı yanlış! GS'ye bütün kalbimizle sahip çıkacağız. Ama aynı zamanda futbolun kitleleri kucaklayan o güzel heyecanının istismarına, dostluk ve barışın bozulmasına izin vermeyeceğiz.

Futbolun o güzel heyecanıyla barış ve dostluk...

       Holiganlar... Futbol serserileri... Kör vahşet... İstanbul'da iki İngiliz'in ölümüyle biten Türk holigan cinayeti...
       Polisin tedbirsizliği...
       Ve insanın kanını gerçekten donduran o korkunç sahne:
       Taksim'de kalbinden bıçaklanmış, yerde can çekişen kardeşini çaresizlik içinde suni teneffüsle hayata döndürmeye çalışan İngiliz'in kafasına odunla vurabilen o ilkel yaratık...
       Daha sonra, bir kısım Türk ve İngiliz medyasında kabaran, gazetecilik adına utanç verici şoven, ırkçı dalga... Dini ve milli duyguları tiraj ve reyting uğruna gıdıklayan, körükleyen bir kısım medyanın sorumsuzluğu...
       Bir cinayeti İngiltere'de Türk, Türkiye düşmanlığına dönüştürmek isteyen ilkel örnekler, Türklere saldırılar...
       Leeds futbol takımı yöneticisinin, sahada kaybettiği maçı saha dışında nasıl kazanabilirim hesabından kaynaklanan kışkırtıcı tutumu ve psikolojik savaş gayretkeşliği... Ve UEFA'nın bundan etkilenen yanlış kararı:
       "Leeds'e Türk taraftar gelmesin!"
       Bu hatalı kararın hemen akla getirdiği bir soru: Galatasaray taraftarlarını koruyamayacağını ilan eden İngiliz polisi, Galatasaraylı futbolcuları çitten bile yoksun Leeds sahasında nasıl koruyacak?
       Yükselen tansiyon...
       Derinleşen duygusal ortamda politikacının sahneye çıkışı... Buna da dikkat! Çünkü tansiyonu gereksiz yere yükseltici davranışlar bu taraftan da gelebilir.
       Günler böyle geçiyor.
       Gelecek haftayı da böyle geçireceğimiz anlaşılıyor. Futbolun o kitleleri saran güzel heyecanı, sporun insanı yücelten yanı sanki kayboluyor. Futbol sanki dostluğun ve barışın değil, düşmanlık ve şiddetin aracı haline getiriliyor.
       Ne yazık!
       Bir cinayeti, bir barbarlığı lanetlemek hiç kuşkusuz insanlığın gereğidir. Ama aynı zamanda sağduyunun elden kaçmasına dur demek de insani bir görevdir. Futbolun milyonlara büyük tat veren o güzel heyecanını yaşamak başka türlü mümkün olamaz.
       Sağduyu, holiganizme, futbol serserilerine, onların ilkelliklerine dur demektir. Futbolun kitleleri kavrayan heyecanını, dini ve milli duygular adına, tiraj ve reyting adına sömürenlere dur demektir. Bunun için insanlığı, dostluğu ve barışı unutanlara dur demektir.
       Hem İngiltere'de hem Türkiye'de böylesine bir sorumluluk bilinciyle davrananlar, sağduyuyu ciddiyetle seslendirenler var tabii. Bu bakımdan beni en çok etkileyen açıklama Fatih Terim'den geldi. Değerli hoca olayların en sıcak anında, Galatasaray'ın Leeds karşısında aldığı çok önemli bir kupa galibiyetinin hemen arkasından, daha stadyumdan çıkmadan şöyle diyordu:
     "Keşke biz maçı kaybetseydik, bu insanlar ölmeseydi."
       İşte sağduyunun sesi.
       Türkiye'de bu olgunluğu kavrayabildiğimiz ölçüde sorunu çözmek kolaylaşır. Futbol serserileri, holiganlar etkisizleştirilir. 'Holiganizm'in boy attığı bataklık zamanla kurutulur.
       Bunun için ülkemizde futbolculara, futbol yöneticilerine, kulüplere, futbol federasyonuna, tabii polise ve hiç kuşkusuz medyaya, gazeteci milletine büyük görev ve sorumluluk düşüyor. Türk holiganlığının 'kurumlaşması'nda en başta kulüpler ve bazı taraftarlar olmak üzere derece derece hepimizin payı var.
       Perşembe akşamı Ali Kırca'nın Siyaset Meydanı'nda bu gerçeğin altı çizildi. Her futbol kulübü için 50 - 60 kişilik bir otobüs dolusu militanın bulunduğu, bunların kulüplerle bazı bağlarının kesilmesi, kulüp yönetiminde zihniyet değişiminin gerçekleşmesi ve birtakım polisiye önlemlerin alınması halinde, holiganlığın etkisizleşeceği belirtildi.
       Haydi bakalım, iş başına.
       Futbolun kitleleri kucaklayan o güzel heyecanı bir avuç holigana kurban edilemez.
       Edilmemeli!
       Türkiye'yle İngiltere'deki holiganların, Türk ve İngiliz holigan medyasının isterik çığlıkları, iki taraftaki sağduyunun sesini bastıramaz.
       Bastırmamalı!

İngiliz polisi, UEFA!

       Ama ne yazık ki İngiliz polisiyle UEFA'dan sağduyunun sesi çıkmadı. İngiliz polisinin tutumu utanç vericidir. Peki, Galatasaray taraftarları için güvence vermeyen İngiliz polisi, çevresinde bir çitten bile yoksun Leeds stadyumunda Galatasaray futbolcularını nasıl koruyacak?
       Leeds takımının İstanbul yenilgisinden beri yürüttüğü psikolojik savaşın etkisinde kaldığı anlaşılan UEFA da, "Türk taraftarlar maça gelmesin!" kararıyla yangına körükle gitmiş oldu.
       Çok yazık!
       Bir yandan Galatasaray'a bütün kalbimizle sahip çıkacağız. Öbür yandan futbolun kitleleri kucaklayan o güzel heyecanının istismar edilmesine, ülkeler ve halklar arasındaki dostluk ve barışın bozulmasına izin vermeyeceğiz.



Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr