Yargısal darbe yok, şimdi top Erdoğan’da!

Eklenme Tarihi31.07.2008 - 2:19-Güncellenme Tarihi31.07.2008 - 10:05

ANKARA

Türkiye’de demokrasi açısından Anayasa Mahkemesi’nin kararını sevindirici bir gelişme olarak görüyorum.
Yüksek Mahkeme, kıl payı farkla da olsa, AKP’yi kapatmayarak bir ‘yargısal darbe’ye geçit vermedi.
Bir başka deyişle:
Siyasal sistemin işleyişinde, Türkiye’ye birçok bakımdan çok pahalıya mal olacak bir kesintiye olanak tanımadı.
Ancak Yüksek Mahkeme, iktidar partisini laiklik konusunda çok ciddi biçimde uyardı.
Mahkeme’nin bu kararı, Türkiye’nin demokratik istikrara ve siyasal yumuşamaya açılmasını hızlandırabilecek bir gelişmedir.
Bu açıdan şimdi top Erdoğan’da!
Başbakan Erdoğan, Anayasa Mahkemesi’nin kararından bazı dersler çıkarabilirse, son bir yıldır ülkede yaşanan siyasal kutuplaşma ve cepheleşme çözülmeye başlayabilir.
Bu dersler laiklikle ilgilidir.
Türkiye’de, laiklik elden gidiyor ya da gidiyor mu sözünde düğümlenen kaygı ve korkular gerçektir, ciddidir.
Bunlar büyük ölçüde giderilmeden, tedirginlikler yatıştırılmadan, bu ülkenin yeniden siyasal istikrar ve yumuşama rayına oturması mümkün olamaz.
Bu nedenledir ki:
Başbakan Erdoğan bundan böyle yeni bir ‘balkon konuşması’yla başlayarak toplumda laiklikle ilgili kaygıları giderecek bazı somut adımları, hem partisinin hem hükümetinin gündemine getirmeli, son bir yılda kaybedilen zamanı telafi etmelidir.
Evet, top sizde Sayın Başbakan!

Tahran’dayım ama aklım Ankara’da iki...
Washington, Tahran’dan iki gün içinde yanıt bekliyor!

TAHRAN
Gece vakti otelde elektriğin kesildiğini klima durup ter içinde uyanınca fark ediyorum. Allah’tan jeneratör imdada yetişiyor.
Sabah vakti Dışişleri Bakanı Babacan’la kahvaltı için bizim elçievine giderken benzin istasyonlarının önündeki araç kuyrukları dikkatimi çekiyor.
Burası İran!
‘Doğalgaz’da Rusya’dan sonra dünyanın en büyük rezervlerine sahip. Ham petrol kaynaklarında da sanıyorum dünya dördüncüsü...
Ama varlık içinde yokluk yaşamaya devam ediyor bu ülke. Elektrikler günde dört saat kesiliyor, benzin kuyrukları uzayıp gidiyor.
Çünkü, teknoloji yenileme konusunda çok geri İran. Gerekli yatırımları yapamıyor.
Bir yandan rejimin niteliği, bir yandan ekonomi yönetiminin merkezi ve devletçi yapısı, öte yandan nükleer sorun nedeniyle Birleşmiş Milletler kararlarıyla İran’a uygulanan yaptırımlar rol oynuyor bu gerilikte...
Ne yazık!
Çok uzun yıllardır dünyayla -ya da Batı’yla, Amerika’yla- tehlikeli bir inatlaşma içindeki bir rejimin kendi halkına her bakımdan yaşattığı yoklukları, taponlukları Tahran’da adım başı, herhangi bir zahmete katlanmadan görmek mümkün.
Atatürk’ün Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras zamanında 1936 yılında yapılan tarihi elçievimizin bahçesinde, asırlık çınar ağaçlarıyla yeşil çimlere açılan terastaki kahvaltı sırasında bir konu aklıma takıldı.
Sovyetler Birliği, müthiş bir askeri güce, nükleer silahlara, atom bombalarına ve koca bir imparatorluğa sahipti.
Askeri açıdan bir devdi.
Ama ekonomik bir cüceydi.
Devletçi komuta ekonomisiyle kendi halkını doğru dürüst yaşatacak üretim ve organizasyonu başaramadı. Batı kapitalizmi ile yarışamadı. Bu nedenle kendi içinden çöktü gitti totaliter rejim...
Nükleer silah kullanılmadı.
Sovyetler çevrelendi, gemlendi.
Dehşet dengesiyle sınırlandı.
Ve rejim kendiliğinden çöktü.
Aynısı İran’a neden olmasın?
Üstelik İran, Sovyetler Birliği gibi askeri bir dev de değil. Koca bir imparatorluğu da yok. Ekonomik açıdan Sovyetler’den de iyi durumda değil.
Bu arada belli bir çerçeve içinde de olsa, halk oyuna, seçime dayanan demokrasi benzeri bir sistem de işliyor İran’da.
Mevcut yönetimin yıllardır İran’a yaşattığı varlık içinde yokluk, zamanla daha reformist, daha makul iktidarların seçim sandığından çıkmasına neden yol açmasın?..
O zaman İran’ı kendi haline bırakan, daha doğrusu silahlı seçenekleri dışlayan, diyalog ve müzakere kapısını açık tutan politikalarla bu ülkenin barış ve istikrar rayına oturmasını sağlamaya çalışmak daha doğru olmaz mı?
Şimdi bu yol deneniyor.
Bush yönetimi de devrede.
İsrail ve Amerika’daki “İran’ı vuralım lobisi”nden ve Tahran’daki maceracı odaklardan yükselen kulak tırmalayıcı seslere kulaklar şimdilik kapalı.
Sonuç alınabilecek mi?..
Babacan bunun için Tahran’da. Türkiye iki ay önce iki tarafın da onayıyla bu yüzden devreye girmiş, diyalog sürecine bir tür kolaylaştırıcı olarak katılmış durumda...
Benim edindiğim izlenim öyle ki, ortalıkta bugün için fazla bir iyimserlik yok.
Bir nokta önemli:
Washington, cumartesi gününe kadar Tahran’dan yanıt bekliyor.
Bu yakınlarda Tahran’a Cenevre’de sunulmuş olan paketin birinci aşamasıyla ilgili bir yanıt bu.
Özeti şu:
İran, uranyumu zenginleştirme ünitelerine(santrfüjlere) yeni bir ek yapmayacak, yani mevcutla yetinecek (Cumhurbaşkanı Ahmedinecat’ın üç gün önce yaptığı açıklamaya göre   bunların sayısı 6 bin); buna karşılık karşı taraf da İran’a yönelik yaptırımları bugünkü düzeyde tutacak.
İran buna evet derse, ikinci aşamaya geçilecek diyalog sürecinde... Amerika’nın öbür güne kadar Tahran’dan yanıtını beklediği konu bundan ibaret.
İran ne yapacak?
Şimdilik top çeviriyor.
Bir başka deyişle:
Fazla kıvraklığıyla meşhur ama deneyimli İran diplomasisi zamana oynamaya devam ediyor. 
Önceki gün İran Cumhurbaşkanı, Dışişleri Bakanı ve Nükleer Başmüzakereci’yle başbaşa görüşmeler yapmış olan Ali Babacan da sanıyorum bu kanıda.
Nükleer sorunla ilgili olarak diyalog kapısının açılması konusunda Türkiye olarak İran’ı yüreklendirdiklerini belli ediyor, fakat İran’lı muhataplarının konuyu hâlâ değerlendirme aşamasında olduğunu söylemekle yetiniyor Babacan...
Bizim bölgemizde diplomasi zor ve ince bir zanaat. Siyaset çok acımasız ve dengeler bıçak sırtında. Oyun içinde oyunların olmadık çeşitleri var.
Ama bu oyunlarda kendi oyununla tuş olmak ve kendi halkını felaketlere sürüklemek de var. Çünkü bu oyun içinde oyunlar cehennemin kapılarını da hiç beklenmedik zamanlarda açabiliyor.
İşte Saddam’ın oyunları...
İşte korkunç Irak örneği...
Ve varlık içinde yokluğun en berbat hallerini yaşayan halklar...
Dileriz, diyalog kapıları açılır, İran’ı vuralım lobisi ve Tahran’daki maceracı odaklar etkisiz kılınır.
Son söz dünkü gibi:
Tahran’dayım ama aklım Ankara’da, kapatma davasında... 

Yazarın Diğer Yazıları
Etiketler