Yeni dönem!

Yeni dönem!


       Ahmet Necdet Sezer'le Çankaya'da yeni bir dönem başlıyor, Türkiye bir fırsatın eşiğine geliyor. Bu fırsat, enflasyonu tarihe gömerken, demokrasi ve hukuk devleti alanında bir 'anayasa projesi'ni hayata geçirmektir. Her başlangıç bir umuttur. Ve umuda yolculuk bitmez!

Ahmet Necdet Sezer'le Çankaya'da yeni dönem...

       Ahmet Necdet Sezer'in, değerli bir hukuk adamının, Türkiye Cumhuriyeti'nin onuncu cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte Çankaya'da bir dönem kapanıyor, yeni bir dönem açılıyor.
       Niye öyle?
       Son üç cumhurbaşkanı:
       Evren, Özal, Demirel...
       Biri, askeri yönetimden...
       İkisi, aktif politikadan...
       Üçü de iktidarı ve güç kullanmayı seviyordu. Üçü de 'misyon yüklü' olarak, yani birşeyleri devam ettirmek, kafa ve gönüllerinde yatanı gerçekleştirmek için çıkmışlardı Çankaya'ya.
       Hem manevra alanları genişti.
       Hem de yetki ve görev alanları...
       Evren Paşa askeri yönetimden, 12 Eylül'den geliyordu. Arkasında, 1983 genel seçimlerinden sonra da sıkıyönetim ve yasaklarla fiilen devam eden askeri yönetimin desteğine sahipti. Ayrıca, asker kökenli bir cumhurbaşkanına göre tasarlanmış 1982 Anayasası'nın 104. maddesinde tarif edilmiş bir 'güç merkezi'nin tepesine oturmuştu.
       Turgut Özal da farklı değildi.
       1989'da Çankaya'ya çıkarken onun da iddiaları vardı. Başbakan olarak altı yıl boyunca kullandığı siyasal iktidarı, 'sorumsuz' cumhurbaşkanı olduğu için bırakacak değildi. Böyle bir niyeti yoktu.
       'Misyonu'nu sürdürecekti.
       Türkiye'yi değiştirmek istiyordu.
       Özal'ın arkasındaki güç ANAP'tı. Çünkü, 1983'de kurduğu ve liderliğini yaptığı ANAP Meclis'te mutlak çoğunluğa sahipti.
       1993'de Demirel de Özal gibi çıkmıştı Çankaya'ya. İcraata devam için ille de Başbakanlık Konutu'nda oturmak gerekmiyordu. Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde de mümkündü bu. O yüzden Çankaya 'başka eller'e bırakılmayacak kadar önemliydi.
       Ama Özal'a olan, Demirel'e de oldu!
       Çankaya'da umduğunu tam olarak bulamadı. Çünkü Demirel de Cumhurbaşkanı olduktan sonra Özal gibi partisini, DYP'yi elinin altından kaçırdı.
       Fakat siyaset sahnesindeki bölünmüşlük ve zayıf koalisyon hükümetleri bir süre sonra, zaten siyasi gücü kullanmasını bilen ve seven Demirel'in Çankaya'da manevra alanını genişletti.
       Dış politikadan ekonomiye, ince ayar gerektiren asker-sivil dengelerine kadar birçok alanda siyasi konjonktür, Demirel'in devlet yönetimindeki ağırlığını arttırdı. Ayrıca Başbakan Ecevit bir yerde kendi bilinçli tercihiyle Demirel'in başta dış politika olmak üzere bazı alanlarda daha büyük bir rol sahibi olmasını sağladı denebilir.
       Özetle:
       İşte bütün bu nedenlerle, önce Evren, sonra Özal, şimdi de Demirel'le Çankaya'da bir devir bitiyor.
       Yenisi açılıyor.
       Ama bu arada birçok ilk gerçekleşiyor.
       İlk defa, bir hukuk adamı Çankaya'ya çıkıyor.
       İlk defa, Anayasa'nın 104. maddesindeki yetkilerinin 'kendi sorumsuzluğu'yla ve parlamenter demokrasiyle bağdaşmayacak kadar geniş olduğunu söyleyen bir Cumhurbaşkanı Çankaya'ya çıkıyor.
       İlk defa, daha önce Milli Güvenlik Kurulu'ndan geçmemiş, asker-sivil dengelerini içeriden bilmeyen bir kişi cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturuyor.
       İlk defa, siyasi ve diplomatik tecrübesi olmayan bir kişi Çankaya'ya çıkıyor.
       Ama şu da söylenebilir:
       Türkiye bu 'ilk'lerle çok önemli bir fırsatın eşiğine geliyor. Bu fırsat demokrasi ve hukuk devleti ile ilgili. Onun için de bu fırsat, ekonomiyle birlikte ülkemizin gerçek gündeminin en başında yer alıyor.
       Demokrasiyle ilgili eksiklerimiz var.
       Hukuk devleti alanında da öyle.
       Yargımız sorunlu, iyi işlemiyor.
       İşte bu açılardan Ahmet Necdet Sezer'in son derece açık, yerinde görüşleri var.
       Örneğin diyor ki:
       "Temel hak ve özgürlükler ve özellikle düşünceyi açıklama özgürlüğü için Anayasa ve yasalarda öngörülen sınırlama ve yasakların çoğu, çağdaş demokrasilerde genellikle kabul gören ilkelerle bağdaşmadığı gibi, bu sınırlama ve yasaklar özgürlüklerin evrensel standartlarda kullanılmasını engellemektedir."
       Şu sözler de Sayın Sezer'in:
       "Uygarlık düzeyinin bir göstergesi olarak kabul edilen ve uluslararası alanda büyük gelişme gösteren insan hakları hukuku verileri hukukumuza yansıtılmalı, uluslararası sözleşmeler karşısında Anayasa ve yasa kurallarının gözden geçirilerek, sözleşmelerde öngörülen evrensel standartlar hukukumuza kazandırılmalıdır."

Avrupa projesi...

       Şimdi fırsat nedir?
       Fırsat, Ahmet Necdet Sezer'in Cumhurbaşkanlığı'yla birlikte demokrasi ve hukuk devleti alanında bir 'anayasa projesi'nin iktidar ve muhalefetiyle birlikte ortaklaşa hayata geçirilmesidir.
       Ekonomi alanında enflasyon canavarını tarihe gömmek için izlenmekte olan başarılı politikalara bir de bu eklenebilirse, Türkiye emin olun kabuk değiştirir.
       Çünkü Kopenhag kriterleri, dolayısıyla Avrupa projesi gerçekleşmiş olur.
       Her başlangıç bir umuttur.
       Ve umuda yolculuk hiç bitmez!
       Türkiye Cumhuriyeti'nin onuncu Cumhurbaşkanı seçilen Sayın Ahmet Necdet Sezer'i kutluyor, cumhurbaşkanlığının ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.


Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr