Yeni yıl...

Yeni yıl...

       Yeni yılın kutlu olsun Ragıp Duran! Yılbaşını hapiste geçiriyorsun. Yine de umutlarını yeşert. Umutsuz yaşanmaz! Acısı bol bu toprakların... Özgürlük sözcüğünden korkmayan, fikre hapisle, fikre şiddetle karşılık vermeyen bir Türkiye özlemiyle mutlu ve sağlıklı bir yeni yıl diliyorum bütün okurlara...

       Sevgili Ragıp Duran, yılbaşını hapiste geçirmek nasıl bir duygu? Ben hiç tatmadım, bilemiyorum. Herhalde senin de ilk oluyor.
       Geçen gün telefonda Trakya'nın soğuğundan yakınıyordun. Bugün de öyle mi? Yine kar var mı Saray'da?
       Karı severim. Beni bambaşka diyarlara çeker götürür. Zihniyet dünyamı değiştirir. Hem yaşama sevinci aşılar hem hüzünlendirir.
       Karlı İstanbul'u Oya Baydar, Hiçbiryer'e Dönüş isimli, çok severek okuduğum son romanında ne de güzel anlatmış:
       "İstanbul'a kar yağıyordu. Sakin, güzel, kuştüyü bir kar. Liman kar altındaydı. Bütün gemiler demir almış, rıhtım boşalmıştı. Galata Köprüsü'nün orta yerinde durmuş, limana ve şehre bakıyordu. Bütün çirkinlikleri kapatan karın altında, İstanbul göğe yükselen bir güvercindi; beyaz tüllere sarılmış bir masaldı; devasa bir mermer anıttı."

       Geçen pazar günü Radikal'in ekinde çıkan yazını okudum. Dünyanın değişik köşelerinden çocukların sana gönderdikleri dayanışma kartpostalları, resimler duygulandırdı beni. "Rengarenk bir balonda göklere doğru yükselirken kollarını açmış adam resmi, benim en çok hoşuma gitti" diye yazmışsın...
       Birinde şu not vardı:
       "En iyi dileklerimiz seninle. Umudunu hiç yitirme!"
       Umutlarımızı tazelemek için yeni yıl yeni bir başlangıç olmalı.
       Umutsuz yaşanmıyor!
       Bunu söyleyen Nazım Hikmet.
       Şiirlerinden, düşüncelerinden dolayı uzun yıllarını demir parmaklık arkasında yaşadı o koca şair...
       Ama umutları hep yeşertmek lazım.
       Sen de şimdi hapistesin.
       Bir yazı yazdın içeri düştün! Bilirsin, bazı düşüncelerini ben de paylaşmam. Özellikle Güneydoğu ve Kürt sorunuyla ilgili olanları...
       Ama devletin bu hoyratlığına öteden beri karşıyım. İnsanların söylediklerinden, yazdıklarından, çizdiklerinden dolayı hapse atılması demokrasiye aykırıdır.
       Özgürlükle de bağdaşmaz.
       Hapisle cezalandırılması gereken fikir değil, şiddettir, terördür.
       Geçen gün telefonda söylemiştin. Seninle birlikte iki fikir suçlusu daha varmış Saray hapishanesinde. Biri, eski DEP Genel Sekreteri Kemal Bilget. Yazdığı bir yazı yüzünden yedi buçuk ay yatacakmış... Halkevleri eski Genel Sekreteri Abdullah Aydın da yaptığı bir konuşmadan dolayı dörtbuçuk ay yatmış ve yeni çıkmış...
       Başka cezaevlerinde yatanlar da var:
     Doğan Güzel, karikatürcü. Çizdiği dört karikatüründen dolayı kırk ay hapiste yatacak. İsmail Beşikçi'yi, Eşber Yağmurdereli'yi bilmeyen yok. Bir konuşmadan dolayı on ay hapse mahkum olan Doğu Perinçek de yılbaşını demir parmaklık arkasında geçiriyor.
       Sırada bekleyenler de var:
       Sendikacı Münir Ceylan yazdığı bir yazıdan dolayı yine hapse girmeye hazırlanıyor. Haluk Gerger'in yine bir yazısından dolayı aldığı hapis cezası Yargıtay'da. Akın Birdal da hapse girmeye hazırlananlar arasında. Bir konuşmasından dolayı bir yıllık hapis cezası yemiş...
       Değerli meslektaşım Oral Çalışlar'ın da durumu parlak gözükmüyor ne yazık ki. Yargıtay'ın aleyhine bozduğu bir mahkeme kararından dolayı fikir suçlusu kervanına yeni yılda Oral da katılabilir.

     Recep Tayyip Erdoğan'ı unutma!
       O da fikir suçlusu. TCK 312'den yemiş olduğu ceza yüzünden eli kulağında, hapse girecek...
       Görüşlerine katılmıyorum.
       Ama hapse girmesine karşıyım.
       Bir de şair var, hapse girmeye hazırlanan. Yılmaz Odabaşı, 50 yaşında Diyarbakırlı bir ozan. Birbuçuk sayfalık bir yazı yazmış. Bu yüzden hakkında dört ayrı dava açılmış ve toplam dört yıl yedi ay hapis, 933 milyon lira ağır para cezasına mahkum edilmiş...
       Biliyorum görüşlerini, paylaşmıyorum.
       Ama hapse girmesine karşıyım.
       Sevgili Ragıp;
       Yeni yıla girerken iki genç insanın ölümünü düşünüyorum. İki ölüm de içimi acıtıyor.
       Biri, Serkan Eroğlu.
       19 yaşında. Gitar çalan, şiir yazan, tiyatroyu seven bir genç. Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi'ni bitirdikten sonra gazeteci olmak istiyormuş, köşe yazarı... Okul tuvaletinde asılı bulunmuş. İntihar demişler. Oysa ölümü kuşkulu. Ailesi iz sürmüş, ölümün intihar değil cinayet olduğunu otopsi raporuna bağlamış...

       İkinci ölüm, Erkut Direkçi.
       O da 24 yaşında. Ankara Hukuk Fakültesi öğrencisi. Karaciğer kanserinden ölüyor. Terörist olduğu gerekçesiyle iki yıl tutuklu kaldıktan sonra... Annesi Ergül Hanım, oğlunun acısının kitaplaştırmış.
       Adını da:
     Yüreğim Yangın Yeri koymuş.
       Bu topraklarda yüreği yangın yeri olan çok ana var. Güneydoğu şehitlerinin, gazilerinin anaları var. Dağda ölenlerin de anaları var.
       Acısı bol bu toprakların!
     Özgürlük sözcüğünden korkmayan demokratik bir devlet ve toplum düzenini özlüyorum. Yeni bir yüzyılın eşiğinde fikre hapisle, fikre şiddetle karşılık vermeyen bir Türkiye diliyorum.
       Sevgili Ragıp, anaların yüreğini yangın yeri olmaktan kurtaracak günlerin özlemiyle yeni yılını kutluyorum. Bütün okurlarıma mutlu, sağlıklı bir yeni yıl diliyorum.



Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr