Zamanın ruhunu kavramak için...

Zamanın ruhunu kavramak için...


Bayram tatilinde iki kitap okudum. Biri Irak’la, biri tarihle, Versailles Barış Antlaşması’yla ilgiliydi. Bazen tarih içinde dolaşmak insana iyi geliyor.
Paris 1919...
Birinci Dünya Savaşı sonrası Paris’te Barış Konferansı sürüyor. Ritz Oteli’nin aşçı yamağı Ho Şi Min, ülkesi Vietnam’ın bağımsızlığı için konferansa dilekçe verenler arasında...
Tarihçi Arnold Toynbee İngiliz heyetine danışmanlık yapıyor. Bir gün Başbakan Lloyd George’un yanına girer. İngiltere Başbakanı onun odadaki varlığından habersiz, sesli düşünmesini devam ettirir:
"Mezopotamya... (Musul, Bağdat ve Basra vilayetlerinden oluşan bugünkü Irak - HC) Evet... Petrol... Su... Mezopotamya’ya sahip olmalıyız. Peki ya Filistin... Evet... Kutsal topraklar... Siyonizm... Filistin’e de sahip olmalıyız. Ya Suriye... hıımm... Suriye’de ne var ki? Burayı Fransızlara bırakalım."
Toynbee bu notu günlüğüne düşer.
Yunan Başbakanı Venizelos’un günlüğünde ise bir başka ilginç not vardır. Konferans sırasında bir gün İngiltere Başbakanı Lloyd George, ABD Başkanı Wilson ve Fransa Başbakanı Clemenceau buluşur, Venizelos’u odaya çağırırlar.
Sözü Llyod George alır:
"Yeterli askeriniz var mı?"
Venizelos:
"Var tabii ama ne için?"
Llyod George:
"Başkan Wilson, Başbakan Clemenceau ve ben bugün toplandık ve Yunanistan’ın İzmir’i işgal etmesi gerektiğini kararlaştırdık."
Venizelos:
"Hazırız."
Masa başında paylaşım!
Ama tarih, geçen yıllar evdeki hesabın çarşıda genellikle şaştığını gösteriyor.
Versailles’da, 1919’da kapalı kapılar arkasında kurulmak istenen yeni bir dünya düzeni ile aslında yeni savaşların, sorunların tohumları atılmış oluyor.
Çünkü kapalı kapılar arkasında kurulan oyunlar bir yerde zamanın ruhunu kavramaktan uzak kalıyor.
Türkiye, Sevr’i Ulusal Kurtuluş Savaşı ve Lozan Antlaşması’yla tarihin çöp tenekesine atıyor. Büyük umutlarla kurulan Milletler Cemiyeti yirmi yıl geçmeden, yeni bir dünya savaşıyla tarihin arşivine kalkıyor.
İngiliz tarihçi Margaret Macmillan’ın yazdığı Paris 1919 isimli ilginç kitabın (Random House, New York, 2002) önsözünde Amerikalı diplomat Richard Holbrooke şunları yazmış:
"Yaşamda olduğu gibi diplomaside de insan başarılardan değil, daha çok başarısızlıklardan öğreniyor. Modern dünyanın karşılaştığı en güç sorunların tohumları Birinci Dünya Savaşı sonrası Paris 1919’da verilen kararlarla atıldı. Bunların içinde 1991 - 1999 arasındaki dört Balkan Savaşı (Slovenya, Hırvatistan, Bosna Herkes ve Kosova); Irak krizi; Kürtlerin hiç bitmeyen self - determinasyon arayışları; Türk - Yunan sorunlarıyla her daim varlığını sürdüren Arap - Yahudi çatışması..."
Tohumları Paris 1919’da ekilmiş olan Irak krizi halen dünyanın başında Damoklesin’in kılıcı gibi sallanmaya devam ediyor. Dünyada her şey durmuş, bir bakıma Irak’ı bekliyor.
Savaş mı, barış mı?
Bayramda okuduğum ikinci kitap Irak’la ilgiliydi: The Threatening Storm, The Case for Invading Iraq. (Random House, New York, 2002)
Yazarı, CIA’da ve Amerikan yönetiminin Ulusal Güvenlik Konseyi’nde çalışmış olan, 1990’da Saddam’ın Kuveyt’i işgal etmek üzere olduğuna ilişkin raporları Washington’da gerekli ilgiyi görmeyen Kenneth M. Pollack.
Barışın savaştan geçtiğine inanıyor.
Bunun için önce Irak’ın işgal edilmesini, Saddam’ın devrilmesini, kitle imha silahlarının yok edilmesinden sonra Irak’ta ulusal devlet inşasıyla demokrasiye giden yolun açılması gerektiğini savunuyor uzun uzun... Amerika ve Batı açısından Basra Körfezi’nde güvenlik ve istikrarının şansa, yani Saddam’lara bırakılamayacağını kitabında vurguluyor.
Zamanın ruhunu kavrayabilen düşünceler mi?
Yoksa yine tersi mi?
Paris 1919’da olduğu gibi yeni düzen adına yeni düzensizlik ve karmaşaların tohumları mı atılıyor kapalı kapılar arkasında? Soğuk Savaş sonrası yeni dünya, ya da 11 Eylül Dünyası nasıl bir dünya olacak, kestirebiliyor musunuz?
Bayram sonrasının ilk düşünce kırıntıları... Artık Irak’la yatıp Irak’la kalkmaya devam edeceğiz.











DİĞER YENİ YAZILAR