Bizim çocukluğumuzda, gençliğimizde, hatta gazeteciliğin ilk yıllarında “Arnavut Cafer” ve  “Oflu Hasan” vardı, “Malatyalı Hüsso” vardı, CHP’li Battal Ağa vardı, irili ufaklı mahalle ve semt kabadayılarının da adı geçerdi, ama “Babaların” değil kabadayıların...
“Baba” sıfatı da mafya ile birlikte Türk diline ve yaşamına girdi. Marlon Brando’nun da oynadığı “Baba” filmleri kabadayıları değil, “Baba”ları canlandırmıştır.
Saygı Öztürk, onlara “Son Babalar” diyor.
* * *
Son “Babalar“dan biri de Dündar Kılıç’tı, onu da rahmetli arkadaşımız Halit Çapın, o tarihte Milliyet’te yayımlanan ve büyük yankı uyandıran “Bir Kabadayının Anatomisi” yazı dizisiyle anlatmıştı.
Dizi hem eksi hem artı tepkileri birlikte getirdi. Kimi “Böyle bir yazı Milliyet’e yakışır mı?” diyor, bazıları ise yazının uzatılmasını istiyordu.
Abdi İpekçi, en çok kendi çevresinden gelen tepkilere dayandı, diziyi yarıda bırakmadı.
* * *
Saygı Öztürk diyor ki:
“Türkiye’de artık eski tip mafya babaları yok, devlet, bu tip oluşumlara izin vermiyor; fakat kanunsuz işlemlerin bittiği anlamına gelmiyor. Yeraltı faaliyetleri şekil değiştiriyor, el değiştiriyor, belki de gayrimeşru çıkar daha da rasyonel bir hal alıyor.”
“Son Babalar”da yeraltı dünyasının değişen yapı ve kimlikleri araştırılıyor.
Kitabın ağırlığı Sedat Peker üzerine kurulmuş.
* * *
Sedat Peker, cezaevinden Saygı Öztürk’e bir mektup göndermiş o da bazı bölümleri kitabına almış:
“Son zamanlarda şahsım ve bazı tanıdıklarım konu edilerek ülke kamuoyunu yeterince meşgul eden şahsıma organize suç lideri olma iddiası ve bazı tanıdıklarımızın asker, yargı mensupları ve bazı polis yetkilileriyle yakın olduklarına dair konularla ilgili olarak, sizin araştırmacı gazeteci kişiliğinizden dolayı bu açıklamayı size gönderme ihtiyacı duydum. Hakkımda yapılan suçlamalarla ilgili açıklama yapmak inanın o kadar komik geliyor ki. Bu yüzden elimden geldiğince dosyaya çok fazla değinmeme gayretinde olacağım.
Sabah ezanı vakti evimizde uyurken tam savaş donanımlı polisler yatak odamıza giriyor ve etkisizleştirme adı altında şiddete maruz kalıyoruz. Oradan yetkili şube müdürlüğüne giderken kameralara gülmemek ve boynunuzu eğmek adına sert bir dille uyarılıyorsunuz. Şahsımın verdiği cevap ise boynumu eğmem, boynumu eğmem onlara, bütün herkes boynunu eğiyor dediklerinde verdiğim cevap ise boynumu eğecek bir suç işlemedim, o yüzden ölsem bile boynumu eğmem, gülmem konusuna gelince ise verdiğim cevap, bana bu komployu yapanların, bu emri verenlerin beni üzgün görerek keyif almalarını onlara tattırmayacağım, idi.”
* * *
Saygı Öztürk’ün konuştuklarından biri de bu çevreyi, bu âlemi 1950’den beri tanıyan Salim Taşçı’nın söyledikleri:
“Kabadayı âleminde, mafyalığa yer yoktur. Mafya özentisi olanlar, delikanlı çevresinde barınamazlar. Kabadayıların (babalığı) çevresindeki fakir fukarayı kollamak, güçsüzlere yardım etmekten gelir. Kabadayı babalığıyla, mafya babalığı arasında kalın çizgi vardır. Delikanlı âlemi gayrimeşru işlere bulaşmaz, bulaşanları da barındırmaz. Kabadayı, devlete saygıda kusur etmez. Cumhuriyet öncesi efeliğin, zeybekliğin yerini sonrasında kabadayılık almıştır. 21. yüzyılın kabadayısı ise efendidir.”
* * *
Sedat Peker “Yeşil”le ne konuştu?
Alaattin Çakıcı, liberal solcular için ne dedi?
Polis operasyonlarının isimleri ve öyküleri...
Yeraltı liderleri ve kadın avukatları...
Giyim kuşam nasıl değişti?
Medya, devlet, politika ilişkileri...
Birbirleriyle neden savaşıyorlar?
Bu sorular ilginizi çekmişse, cevaplar en az o kadar ilgi çekici olur.
(Son Babalar-Yeraltı dünyasında değişen yapı, değişen kimlikler-Doğan Kitap)
 

Etiketler