50 yıl önce yürümüştük

Soruyorlar: “Yürüdün mü?” “Ayaklarımız elverseydi yürürdük...”
Kim bilir bu kaçıncı yürüyüşümüz olurdu?
Basın sorunları için ilk yürüyüş 1961’de oldu, günlerden “10 Ocak...”
Kaç gündür Babıâli için için kaynıyordu, askerlerin Meclis’ten son geçirdiği yasa tartışılıyordu.
“27 Mayıs”ı yapan askerler, giderayak, çalışan gazetecilere haklar sağlayan 212 sayılı kanunu çıkarmışlardı.
* * *
Neydi bu kanunun özelliği?
Çalışan gazetecilere sosyal ve maddi yeni haklar sağlıyordu.
En önemlisi kıdem tazminatıydı, artık gazeteci kulağından tutulup sokağa atılamayacaktı, çalıştığı her yıla göre, kıdem tazminatı hesaplanacak, aylık gecikmelere yüzde 5 zam yapılacak, kıdemine göre tatil ikramiyesi ödenecekti...
* * *
Patronların bu yasaya itirazları çok büyük oldu, üç gün gazete çıkarmamaya karar verdiler, bizim sendika bu boşluğu dolduracaktı, Mükerrem Sarol’un “Türk Sesi” matbaasıyla anlaşıldı, Baran Demir Sarol’un kulakları çınlasın, kâğıt bulundu, Çırağan’daki depo açıldı, bobinler Cağaloğlu’na taşındı, gazete çıkarıldı, ertesi gün de yürüyüş yapıldı.
* * *
Gazeteciler Cemiyeti’nden vilayete kadar, pankartlarla yürüdük.
Bu yürüyüşün sosyal anlamı vardır, Basın Özgürlüğü değil, ekonomik güvence için yürüyorduk.
Her gazetenin önünden geçtik durduk, patronları insafa çağırdık, tek gördüğümüz patron, AKŞAM’ın sahibi Malik Yolaç’tı, bizi cumbadan seyrediyordu.
* * *
Bu yürüyüşün gündeminde “Basın Özgürlüğü” yoktu.
Çünkü artık Basın Özgürlüğü’nün tartışılamayacağına inanmıştık.
O gün yürüyenlerin çocuklarının, hatta torunlarının 50 yıl sonra “Basın Özgürlüğü” için İstiklal Caddesi’nde yürüyeceklerini kim düşünebilirdi ki! Eski Yeşilçam filmlerinde bedbaht delikanlı “kader utansın!” der ya!
* * *
Önce savcı sonra Başbakan, ısrarla son tutuklamalar için “gazetecilik mesleğinin gereği olmadığını” söylüyorlar.
Gizli soruşturmanın, gizli belgeleri...
Nedir bunlar?
Bunu, herkesten önce, geçen pazar günü İstiklal Caddesi’nde “Basına Özgürlük” diye yürüyenler mutlaka öğrenmelidirler, niye yürümüşler, niye “Basın Özgürlüğü” diye bağırmışlar.
* * *
“10 Ocak 1961” yürüyüşünün akşamı Divan Oteli’ne uğradık, biliyoruz ki patronlar akşamları oraya çıkar; rahmetli Doğan Nadi barda oturmuş, bizi görünce çağırdı, daha içkiden birinci yudumu almadan çıkıştı:
“Utanmadınız mı?”
“Abi ne yaptık ki utanalım!”
“Önünüzde kürklü kokana, yürümeye utanmadınız mı?”
“Abi, siz de yürüseydiniz...”
Güldü:
“Düşünmedik değil, lakin bizi görenler gezintiye çıkmış sanırlar, diye vazgeçtik, beş on adam kol kola girmiş yürüyor, kim farkına varır ki!”
* * *
50 yıl önceden kalan bir anı...
Şimdi her şey o kadar değişik ki!
Kim nerede, kim kiminle belli mi?
Belki doğrusu da bu...

DİĞER YENİ YAZILAR