“AKM” ve Süreyya Ayhan

Taksim’de Atatürk Kültür Merkezi’nin karşısındaki otelin altındaki kahvede oturuyoruz; AKM sanki hayalet, İstanbul Kültür Şehri olacak, bir kültür merkezi yok...
Yıkacaklar da yeniden yapacaklarmış...
Rivayet muhtelif, Taksim’e cami yapamamanın ezikliğini yaşayan iktidar, yeni yapılacak kültür merkezinin içine bir mescit oturttu mu, işte size Taksim camii...
Tabii rivayet bu!
Ama görünen o ki, kültür sarayı adeta metruk, bir çekiç bile vurulmadı, bekliyor.
Neyi?
Akıbetini...
* * *
Aklımıza Mehmet Akif geldi, yıkmak ve yapmak...
Şöyle der:
“Yıkmak, insanlara yapmak gibi kıymet mi verir
Onu, on çolpa herif de emin ol becerir.
Hele sen göster, işte şudur kubbe, diye
İki ırgatla iner şimdi Süleymaniye.
Ama gel kaldıralım, dendi mi, heyhat o zaman
Bir Süleyman daha lazım, yeniden bir de Sinan”
* * *
Aynı şey insanlar için geçerli değil mi?
İnsanı kazanmak mı kolay, yoksa kaybetmek mi?
Ne demiş Yunus Emre:
“Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil.”
* * *
Önümüzde bir örnek...
Türk spor tarihinde ilk kez, dünya çapında, Avrupa değerinde bir kadın atlet: Süreyya Ayhan...
Köy çocuğu, kasaba çocuğu, Anadolu çocuğu... Herhalde annesiyle babası koşmasına önce pek razı olmasalar bile, kabul etmişler.
* * *
Bu çocuğa sahip çıkabildik mi?
Önce atletizm hocasına âşık oldu, sonra kendisinden hayli yaşlı bu adamla evlendi.
Böyle bir sporcuya devlet her türlü yardımı yapar değil mi?
Onlar da akıllı uslu insanların sözünü dinlemediler, karı, koca bizi dışlıyorlar, diye nasihat edenleri dışladılar, birbirlerine yetiyorlardı.
* * *
Olabilir, sevgide, aşkta birbirlerine yetebilirler de atletizmde herhalde değil!
Ne oldu?
Doping, filan derken, müebbet yasak; Süreyya Ayhan artık yok, koşmak yasak!
* * *
Oysa Süreyya Ayhan’ın çalışmasını ehil, atletizmi bilen insanlara yaptırsaydık, ne yiyeceğini, ne içeceğini, hangi ilaçları kullanacağını onlar düzenleseydi, sonuç böyle mi olurdu?
Şimdi diyecekler ki:
“Allah’ın verdiği aklı iyi kullansaydı.”
Evet, ama herkes yardım etseydi yanlış mı olurdu?
Hikâyeyi bilirsiniz...
Cehennemde kazanlar var, içinde katran; günahkârlar kaynıyor... Her kazanın başında bir zebani, kazandan kaçmak isteyen İngilizi, Rusu, Almanı, Fransızı itip tekrar düşürüyor.
Türkler de bir kazanda kaynıyor, ama başında bir zebani yok...
“Niye?” demişler.
Baş zebani gülmüş:
“Kaçmak isteyeni diğer Türkler ayağından içeri çeker!”
Niceleri o kazana itildi, niceleri o kazana çekildi, kaynatıldı.
* * *
DÜZELTME: Pazartesi günkü yazımızda adı geçen İzmir gazetesi “Demokrat İzmir” değil, “Sabah Postası”dır. H.P.