Alametler iyi değil...

Dünkü yazımızın sonu şöyle bitiyordu: “Türkiye, bu krizi nasıl atlatır? Eğer, İsrail’in düştüğü bu rezillikten sonra, bu krizden başı dimdik çıkmazsak, bilin ki kabahat İsrail’in değildir.”
Güvenlik Konseyi daha toplanmamıştı bile...
Maalesef kuşkumuzu doğrulayan alametler belirdi, BM Güvenlik Konseyi İran aleyhindeki tedbirleri 12 oyla onaylarken Türkiye, tedbirlere karşı Brezilya ile birlikte hayır oyu verdi.
Bu ne demektir?
Bu İsrail’in lehinde bir karardır, İsrail kazanmıştır.
Karardan sonra “Kanal 24”te Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nu seyrederken, baktık ki, Sayın Bakan’ın “ilahi ve daimi tebessümü” uçup gitmiş...
* * *
Türkiye günlerdir, Mavi Marmara gemisine yapılan baskını ve gelişmeleri konuşuyor. Elbette konuşulacak, lakin bu ülkenin insanlarının yaşadığı başka dramlar da var.
* * *
Beterin de beteri vardır, derler.
Ölümden de beter var mıdır?
Evet, vardır.
Ölüm bir sonuçtur, insanlar doğacak, yaşayacak sonra ölecektir. Bundan sonrası çoluğuna çocuğuna, anasına babasına, eşine dostuna hatta devlete kalmıştır.
Arkasından elbette gözyaşı dökülecek, gömülecek, mezara konulacak, başına taş dikilecek, belirli günlerde gidip ziyaret edilecek, fatiha okunacak, mezardaki otlar ayıklanacak, solan çiçeklerin yerine yenileri dikilecektir.
* * *
Tabii bunlar sıradan bir ölüm için öngörülen tahminlerdi.
Bir de sıra dışı ölümler vardır...
Denizde boğulup kaybolmak, uçak kazasında can vermek gibi...
Onların cesetleri yoktur ki mezarları olsun.
Daha da sıra dışı ölümler var.
* * *
Bir süre önce Zonguldak’ta maden ocağındaki kazada ölenlerden ikisi gibi...
Neden ikisi?
Onlar da öldü, 28’inin cesedi çıkarıldı, mezarlığa konuldu, başlarına da birer taş dikildi...
Ama Engin Düzcük ile Dursun Kartal?
Onların cesedi, kim bilir hangi dehlizde yatıyor, 20 gündür ceset orada ama nerede belli değil, çıkarılamıyor.
* * *
İşte beterin beteri vardır, demek, ölümden de beteri vardır demek, bunun için...
Düşünün kocanız ölmüş, büyük acı ya da cesedine bile ulaşamamak...
* * *
Ey devleti yönettiklerini sananlar, yerin yedi kat altında yatan Engin Düzcük’ün eşi Hayriye Düzcük’ü dinler misiniz?
“Bizi arayıp soran yok, dayanacak gücümüz kalmadı. Eşimin kemiklerini bulsak, ölüsünü bulmuş gibi sevineceğim. İnsan dayanamıyor, çocuklar babalarını soruyor, anlatmaya dilim varmıyor.”
* * *
Evet, ölümden de beteri var.
Hele Engin Düzcük’ün dramı...
Cesedinin hâlâ bulunamaması bir yana, bir de başına gelenler...
Sadece bu olsa, cesedi bulunamasa...
* * *
Hani ilk günler cenazeler ailelerine teslim edilirken, bir karışıklık olmuş, Engin Düzcük‘ün cesedi Erdem Alkin’in cesediyle karıştırılmış ve Düzcük ailesi, babaları yerine Erdem Alkin’in cenazesini defnetmişlerdi...
Hatırladınız değil mi?
Beterin beteri var, ölümden de beteri var!