‘Apo’nun savcısı...

TALAT Şalk, anılarını tam gününde yayımladı.  Talat Şalk, İmralı savcısıdır; İmralı’da, PKK’nın kurucusu “Apo”‘yu sorgulayan, mahkûm eden mahkemenin savcısıdır.
Savcının, ilk sorusu şudur:
“Nasıl yakalandın?”
“Apo” gülmüştür:
“Ben de bilmiyorum!”
Öcalan’ın ikinci soruya verdiği cevapla kendisini ve PKK’yı nereden nereye getirdiklerini anlatır:
“Bu örgütün önderliğini yaptığım, benim önderliğimde Türkiye toprakları üzerinde silahlı bir mücadele başlattığım doğrudur. PKK’nın da kurucusu benim. PKK kurulurken programını da yaptık; O zaman Kürtlerin bağımsız bir Kürdistan kavramı da vardı. Marksist temele dayalı yeni sistem getirecektik. Ancak değişen olaylar ve zaman bize bu programın hayali olduğunu gösterdi. PKK kurulduktan sonra şiddete başvuruldu. Ama zaman içerisinde PKK’nın gösterdiği bu şiddetten rahatsız oldum. 1993’ten sonra bütün çabamı PKK’yı şiddet unsurundan arındırıp siyasi kanal içerisine sokmayı amaçladım. Benim programlarımın da başlangıçta hayal olduğunu anladım. PKK programının politik ve siyasi değerinin olmadığını anladım. Kavram olarak Kürdistan ibaresi kullandım. Coğrafi olarak ele aldım. Kürt devleti kurmak mümkün olmayacağı gibi gerekli de değildir. Mevcut Türkiye Cumhuriyeti devleti içerisinde demokratik ortam içerisinde her şeyin gerçekleşmesi mümkündür.” (Cumhuriyet Kitapları)
Öcalan’ın o tarihte söyledikleriyle, bugün kendilerini “Türkiye’yi psikolojik olarak hazırlama” gibi bir misyonu yüklenen “toplum mühendisleri”nin görüşleri ne kadar da çakışıyor.
* * *
ÖZAL’ın Eruh ve Şemdinli baskınları için “Üç beş çapulcunun işi!” dediği günlerden bir süre sonra, Hakkâri Valisi’nin makamında İçişleri Bakanı’na brifing veriliyor... Savcı Şalk, bu olayı da Yavuz Donat’a naklen anlatıyor...
“PKK etkisiz hale getirilmiştir, bölge huzur içindedir, endişe edilecek bir şey yoktur.”
Arkadan bir ses “38’lik top” gibi patlar:
“Yalan!”
Toplantıdaki korgeneral sesin sahibine bakar, kaş göz işaretleri, sus dercesine...
Tuğgeneral Altay Tokat, ayağa kalkar:
“Susamam komutanım, burada bakana yalan söyleniyor. Hiçbir şey sona ermedi, eşkıya mağaralara kapandı, kar eriyince...”
* * *
TALAT Şalk, ilk defa İmralı’ya gidecektir, Bursa’ya gelirler, şiddetli bir fırtına vardır, aynı gün kolordu komutanı Korgeneral Hurşit Tolon’un da geleceğini öğrenirler; komutan da helikopterle gelmektedir, helikopter jandarma bölge komutanlığının bahçesine inecektir. İnmesi gereken yeri belirlemek için aşağıdan sis bombası atarlar.
Olacak şey mi? Olur işte, sis bombası yerine gaz bombası atılır, herkes öksürmeye, aksırmaya başlar, tek çare koşup musluk başında yüzleri yıkamaktır, öyle yaparlar!
Kim bilir, Hurşit Tolon Paşa da kendisini karşılamaya gelenlerin yüzlerini görünce içinden “Ne olmuş bunlara?” demiştir.
Her ciddi olayın bir mizahı vardır.
* * *
SAVCI Şalk, Türkiye’nin geleceğini psikolojik olarak hazırlamaya çalışmakla kendilerini yükümlü kılan bazı “toplum mühendisleri”ne kitabının sonunda der ki:
“Terörist örgütü durduracak, daha çok demokrasi, daha çok özgürlükten kasıt nedir?
Abdullah Öcalan’ın İmralı’da açtığı, cumhuriyetin demokratikleşmesi, Kürtlerin cumhuriyetin kurucu halklarından biri olarak kabulü Anayasa’nın değiştirilmez denilen maddelerinin değiştirilmesi ve TC devletinin iki halklı, iki dilli bir devlet olduğunun kabulü mü?
Bu kabul edilemez.”
Edilir mi, edilemez mi?
Göreceğiz!