Avrupa Konseyi’nde geçen 23 yıl...

İZZET S. Sedes, en eski meslektaşlarımızdan biridir. 1950’li yıllarda hem Akşam’da, hem Milliyet’te istihbarat şefliğimizi, uzun yıllar da Milliyet’in Ankara temsilciliğini yapmıştır.
Sonra, sağlık nedeniyle Türkiye’den ayrılmış, Avrupa Konseyi’nde  23 yıl çalışmıştır; 20 devlet ve 20 hükümet başkanını karşılayıp ağırlamış, uğurlamıştır.
Strasbourg’da yedi yıl basın sözcülüğü, 16 yıl protokol şefliği yapan bir Türkün anlattıkları, değerlendirmeleri ilginç olmaz mı?(x)
* * *
SON sözü önceden söyleyerek başlayalım...
Sedes, Türkiye’nin mutlaka Avrupa Birliği’nde olmasından yanadır.
Noktayı koyduktan sonra bir sorunun cevabını Sedes’te arayalım:
“Biz Türkler Avrupalı mıyız?”
“Hayır, Türkler Avrupalı değildir.”
Lakin Avrupalı olmamak da ayıp değildir.
Ruslar, Japonlar, Çinliler, daha nice ülkenin insanları Avrupalı değildir, ama bundan da utanç duymazlar.
Oysa Avrupa Birliği’nin, bizi kabul etmemesi bizi çok üzdü, Avrupa ve Batı düşmanlığı arttı, milliyetçilik yükseldi.
Avrupalıların Türklere karşı oluşlarının en büyük nedeni, insan hakları ve demokrasi ile bizim bağdaşamayan tutumumuzdur.
* * *
SİYASİ yaşamını Türkiye karşıtlığıyla bitiren, Avrupa’nın önemli siyaset ve devlet adamları vardır: Örneğin Fransa Cumhurbaşkanı Valery Giscard d’Estaing gibi...
O da Avrupa Konseyi’ne geldiği zaman kendisini karşılayan protokol şefine bir ara, “Siz Türksünüz değil mi?” diye sormuş, evet, cevabını alınca da “Çok memnun oldum!” diye gülümsemişti.
Herhalde içinden değil!
* * *
ONLAR böyle de biz nasılız?
Almanya Başbakanı Helmut Kohl, Avrupa Konseyi Meclisi’nde konuşurken, sözü  Türklere getirdi, çünkü ülkesinde on binlerce Türk vardı, onlara bazı şeyleri anlatmakta güçlük çektiklerini söyledi.
Bir örnek verdi...
Onun seçim bölgesi küçük bir yerdi, ama yine de binlerce Türk vardı; bunlardan 16 yaşında bir Türk kızı Alman arkadaşlarına ailesinin kendisini zorla bir Türkle evlendirmek istediklerini söylemiş, Alman gençler de kızın lehinde ve ailenin aleyhinde gösteri yapmış, Türk basını ise bu olayı “Almanlar, Türkler aleyhinde gösteri yaptılar” diye yansıtmış...
Kohl, bu olayı anlattıktan sonra Avrupa Konseyi’ndeki Türk milletvekillerine döndü:
“Sizi vicdanınızla baş başa bırakıyorum.”
* * *
SEDES’in anılarında bir de Bayülken olayı var.
Haluk Bayülken, Türkiye’nin değerli bir diplomatı ve devlet adamıydı. Avrupa Konseyi’nin bir toplantısına katılmış, Kıbrıs sorununu görüşüyorlarmış... Bayülken çok sert konuşuyor, bağırıyor, çağırıyor, elini kürsüye vuruyormuş... Bir Fransız milletvekili itiraz etmiş, bu şekilde konuşmamasını söylemiş ve eklemiş:
“Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi değil, uluslararası bir meclisteyiz, Türk arkadaşlarımızın buna alışmaları gerekir.”
Sayın Bayülken’e bunu anlatmak, bu sert davranışının yararlı olmayacağını söylemek Sedes’e düştü.
Anlatmaya çalıştı ama Bayülken’in bir kere tepesi atmıştı:
“Bunlar bundan anlarlar!” deyip kestirip attı.
* * *
VE son söz...
23 yılını Avrupa Konseyi’nde, Avrupa’nın üst düzey insanlarıyla geçiren İzzet Sedes diyor ki:
“Gerek Fransa’da ve gerekse görevle gittiğim çeşitli ülkelerde, ülkemizin ve halkımızın geleneklerinin ve âdetlerinin, Avrupa ölçüleriyle bağdaşmadığını düşünen, politikacı olan ya da olmayan çok kimseyle karşılaştım. Bu kişiler genellikle düşündüğümüz gibi Türk düşmanı değildir. Onlara göre, devletlerin illa da Avrupalı, AB üyesi olmaları gerekmez, nitekim Asya’da, Kuzey ve Güney Amerika’da, Rusya dahil daha başka bir sürü devlet vardır ve onlar Avrupalı değillerdir, ama bunu bir hakaret olarak görmüyorlar. Türklere, siz Avrupalı değilsiniz demek, hakaret etmek, beğenmemek demek değildir, diye düşünüyor ve bizim bu yüzden alınmamızı da anlamıyorlar...”
* * *
AH bunu bir anlayabilsek, anlatabilsek...
Çok şükür, yavaş yavaş anlayabildiler galiba!
Şimdi de, Karadenizli gibi, “Sen beni tanımıyorsan, ben seni hiç tanımayrum!” demeseler de...
——————-
(x) Babıâli ve Avrupa Konseyi, Toros Kitaplığı.