Avukatlar ayağa kalksın mı?

Geçtiğimiz hafta adı en çok su yüzüne çıkan meslek erbabı “avukatlar”dı, yargının bağımsızlığı, hukukun üstünlüğünü, adalete siyaset karıştırılmasını istemeyenler elbette “avukatlar” olacaktı. Gazetelerde tam sayfa ilanları yayımlandı, yürüyüşler yaptılar ve tabii ikiye bölündüler. Bazı barolar ortak bildiriye karşı çıktılar; zaten aksi düşünülemezdi, bir konu olacak da, ikiye bölünülmeyecek, mümkün mü?
Meğer avukatların sorunu bu kadar değilmiş, İstanbul Barosu Başkanı Muammer Aydın’ın Ağustos 2009’da yaptığı basın açıklaması elimize geçti, okudukça, “Allah Allah, bunları bilmiyorduk!” diyebilirsiniz.
Baro Başkanı’na göre, TCK ve CMK uygulanırken “tabir caizse” her kafadan bir ses çıkıyormuş, bunların çoğu yargı denetiminden geçmemiş olmasına rağmen, neredeyse tüm davalarda genel uygulama haline gelmiş, “birçok savcı ve hâkim kendilerine özgü yöntemler oluşturarak” uygulama yapıyorlarmış...
* * *
Mesela CMK’nın 149. maddesi...
Soruşturma evresinde suçlanan kişiyi savunmak üzere “en az” üç avukatın hazır bulunabileceğini belirtmekte, kovuşturma evresi için bir sınır getirmemektedir. Oysa mahkemelerde alınan bazı kararlar, duruşmada üç avukattan başka, avukatın görev ve söz alamayacağı genel uygulama haline getirilmiştir. Oysa yasa maddesi “en az üç avukat” demektedir.
* * *
Yine CMK’nın 149. maddesi, kovuşturma evrelerinin her aşamasında, ifade ve sorgu sürecinde, avukata sanığın veya şüphelinin yanında olmak ve hukuki yardımda bulunmak hakkını vermektedir. Oysa mahkemelerin fiziki yapısı, yani oturma düzeni ve yargılama makamlarının anlayışı buna uygun değildir.
* * *
Oysa nasıl olmalıdır?
Baro Başkanı’na göre, sanık veya şüpheli ile avukatının yan yana, dokunma mesafesi içinde olmaları gerekir:
“Bu adil yargılama gereğidir. Bu nedenle mahkemelerin, düzenlemelerin mevcudiyetine karşın, kendiliğinden usul ve yöntem geliştirmesi, ben yaptım oldu, anlayışından öteye gidemez.”
* * *
Mahkemelere gidenler, duruşma izleyenler bilir; bazen mübaşir, herkesi işaretle ayağa kaldırır...
Baro Başkanı Muammer Aydın buna karşı:
“Yargılama esnasında, tüm davalarda, her söz alışta avukatların yerli yersiz ayağa kalkması istenmekte, ayağa kalkmadan konuşan meslektaşlarımızın bu davranışı sanki mahkemeye hakaretmiş gibi algılanmaktadır. Oysa yargılamanın üç ayağını oluşturan iddia, hüküm ve savunmanın birbirlerine bir üstünlükleri yoktur. Bu üçlünün birbirine karşı saygıda kusur etmesi için bir neden de yoktur. Unutulmamalıdır ki, yargılamanın bu üç unsuru, vatandaşa karşı olduğu gibi, birbirlerine karşı da asgari nezaketi göstermek zorundadırlar. Nitekim yasada salt hüküm fıkrası okunurken ve yemin esnasında, herkesin ayağa kalkacağı düzenlenmiştir. Bugüne kadar oluşan teamül nedeniyle ayağa kalkan avukatlar bundan böyle yasada belirtilen haller dışında, nerede oturup nerede ayağa kalkacaklarına kendileri karar vereceklerdir. Bunun savunma üzerinde bir baskı unsuru olarak sürdürülmesi, sırf oturduğu yerden konuştu diye avukatların haklarında bakanlığa ve Baro’ya şikâyette bulunulması ve duruşmalardan çıkartılmaları kabul edilemez. İstanbul Barosu olarak, hukuka aykırı bu uygulamaların takipçisi olacağımız bilinmelidir.”
Anlaşılan bu ayağa kalkma avukatların canını çok sıkmış, hele “Ayağa kalkmadılar” diye avukatların şikâyet edilmesi, duruşmalardan çıkartılması...
* * *
Görüyorsunuz, ne sorunlar var...
Ergenekon soruşturmasının başsavcısının telefonlarının diğer savcılarca dinletilmesi.
Bu da bir sorun, avukatların ayağa kalkmaları da bir başka sorun...
Mülkün temelinde bir şeyler var.

DİĞER YENİ YAZILAR