Bal tutan parmak yalamaz mı?

Bal tutan parmak yalamaz mı?


     SANKİ, iki günlük, çiçeği burnunda, genç gazeteciler, sanki ilk defa böyle bir haber yakalamanın keyfini yaşayan gazeteciler...
     Yooo, hepsi de meslek yaşamlarında kırkına merdiven dayamış arkadaşlarımız: Melih Aşık, Emin Çölaşan, Yalçın Bayer...
     ***
     SELEHATTİN Kınalı'nın "Vatan" da yayımlanan özel haberinin üzerine balıklama atlıyorlar...
     Doğrusu, haber, imrenilecek, kıskanılacak, bir zamanların istihbarat şeflerinin "atlayan" muhabire, ceza kestirecek cinsten bir haber ama, bizimkilere ne oluyor?
     Sanki Amerika'yı yeniden keşfediyorlar, sanki ilk defa böyle bir şey duymuşlar...
     Neymiş?
     ***
     DENİZCİLİK İşletmeleri'nin "Ankara" feribotu, bir şirkete kiralanmış...
     Bu hatta, Denizcilik İşletmesinin "Samsun" feribotu ile "Derin Deniz" isimli bir başka özel feribot da çalışıyormuş. Bu özel feribotun biletlerini de "Ankara" feribotunu kiralayan şirket satıyormuş.
     "Ankara" feribotu bu şirkete kiralanırken, ihale filan açılmamış, kafadan bu şirkete verilmiş...
     Rivayete göre, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, bu şirketin eski genel müdürüymüş...
     Hatta, Bakan'ın oğluna feribot kiralaması için, borç parayı da "Ankara"yı kiralayan şirket vermiş...
     ***
     Mış, mış, mış...
     Eeee ne var bunda?
     Genç adam, Bakan'ın oğlu diye para kazanmayacak mı?
     Borç alıp, gemi işletmeyecek mi?
     Ticaret, iş bitirmek "kombinezon" ve "organizasyon" işi değil mi?
     Adam sana gemiyi kiralatacak, sen de oğluna başka bir gemiyi kiralaması için borç vereceksin...
     Ne var, niye bu kadar büyütülüyor?
     ***
     SANKİ bunlar ilk defa yapılıyor?
     Bu memleket, "vergi kaçırmayan işadamı yoktur" diyen muhteremi bankalardan sorumlu bakan olarak görmedi mi?
     Gördü de ne oldu?
     Bankalar battı da batıranlara bir şey mi oldu?
     Paraları biz ödemedik mi?
     1950'den beri, bu işleri göre göre büyümedik mi?
     "Bal tutan parmak yalar!" lafını, hayatın başarı düsturu gibi kabullenmedik mi?
     O halde?
     Nedir bu telaş, nedir bu gürültü?
     Bunca yıllık "meslek tecrübesi"ne yakışıyor mu?
     ***
     BU arada değerli okurumuz Hüseyin Karakaş'a da bir çift lafımız var.
     AKP ve Tayyip Erdoğan'la ilgili bir yazımızı yorumlayıp, bizim inancımızdan şüphe duyuyorsunuz; biz inancımızın, imanımızın hesabını Allah'a veririz...
     Sizin inancınız, yukarıda yazdıklarımızın hesabını sormaya müsait mi?