Başbakan’ın 3 hali...

8. Aile Şûrası... Dinleyiciler ve katılımcılar için sandalyeleri sıralamışlar, en önde de dört koltuk var; biraz sonra Başbakan Erdoğan ve eşi geldiler, iki koltuğa oturdular, yanlarındaki koltukta da Devlet Bakanı Nimet Çubukçu..
Başbakan eğildi, Bakan’ına bir şey söyledi, ya sordu, Bakan da cevap veremedi...
Biraz sonra anlaşıldı ki, Başbakan, Bakan’a “Bu koltukları kim koydu?” diye sormuş, Başbakan görevlilere bir şeyler söyledi, o sırada toplantıyı açacak kişi, kürsüde “Sayın Başbakanım!” diye lafa başlayınca Erdoğan eliyle işaret etti:
“Dur, başlama!”
Görevlinin biri koştu, açılışı durdurdu.
* * *
NEDİR, ne oluyor?
Başbakan, herkes sandalyede otururken, kendisi, eşi ve Bakan’ın koltuklarda oturmasını yadırgamış, “Kaldırın bu koltukları!” demiş, telaş bu yüzden...
Neyse koltuklar kaldırıldı, sandalyeler kondu, Başbakan, eşi ve Bakan sandalyelere oturdular.
* * *
BU, ne bir hayali olaydı, ne de kulaktan kulağa gelen bir haberdi, bizlerle birlikte kim bilir kaç kişi televizyonda seyretmiştir.
Peki, bu olayı Başbakan içtenlikle mi yapmıştır, ya da gösteriş olsun diye mi yapmıştır, ya da eşi mi kendisini uyarmıştır?
Hiç önemli değil, yapılmıştır ya!
İster içtenlikle olsun, ister gösteriş için olsun, ister eşi uyarsın, yapılmıştır ya!
Bize sorarsanız olayı televizyonda izleyen biz, Başbakan’ın bunu içtenlikle yaptığını herkes sandalyelere otururken, kendilerinin en önde, koltuğa kurulmalarını yadırgamıştır.
Bu bizim kendi kanaatimiz, Başbakan’ın olay sırasındaki davranışları doğaldı, yapmacık değildi.
* * *
SİZ ne derseniz, deyin, biz bir olayı anlatıyoruz, halinden yakınan, “Anamızı ağlattınız!” diyen çiftçiye “Al ananı git!” diyen Erdoğan’a bunu yakıştıramayabilirsiniz, o da sizin kanaatiniz, biz gördüğümüzü anlatıyoruz.
* * *
VE diyoruz ki.
Sayın Başbakan, önceki, şimdiki ve belki de ilerideki partilerinizin hiçbirine oy vermemiş ve vermeyecek olan bir vatandaş olarak diyoruz ki:
Bu memleket, bu ülke bizimdir, kimsenin “Beğenmeyen çekip gitsin!” deme hakkı yoktur. Yakın geçmişte duvarlarda “Ya sev, ya terk et!” sloganlar yazılıydı, afişler asılıydı, siz de bu yanlışın dümen suyuna mı girdiniz?
Ne demek beğenmeyen çekip gitsin!
Biri de kalkar “Siz çekip gidin!” der...
Oldu mu?
Olmadı!
* * *
YA sabır vecizesi?
İmralı’daki mahkûm için İstanbul’da gösteri yapanlara vatandaşın biri pompalı silahla ateş etmiş...
Başbakan’a bunu soruyorlar.
Cevap çok ucuz, lakin çok pahalı ve tehlikeli...
“Vatandaşlarıma sabır tavsiye ediyorum. Ama bu sabır nereye kadar olacak, onun endişesi içindeyim. Mağazasının camlarını indirip hayatına kastederseniz, vatandaş da elinde eğer böyle bir tedbiri varsa kendini savunma yoluna gidecektir!”
Bu da olmadı Sayın Başbakan...
Hükümetsiniz, sizin göreviniz, o vatandaşın zararını önlemek ve karşılamak...
Eğer, her zarar gören silahı alıp sokağa fırlayacaksa...
Düşünmek bile ürpertici...
* * *
BİLİYORUZ, siz bu yazıyı okumayacaksınız, danışmanlarınız da böyle sinir bozucu yazıları size okumazlar.
Lakin biz, bu devletin yetmiş yıllık vatandaşı olarak bunları söylemek gereğini duyduk.
Söylemesek de olurdu...
Bu memlekette yapanlara hesap sorulmuyor da, “Niye yazmadın?” diye bize hesap sorulacak değil ya!
Ama bu memleket bizim, bizim hepimizin!
Doğup, büyüdüğümüz ve öleceğimiz ülkemize mahkûmuz.