“Benim Sofram Bu!”

CUMHURİYET Bayramı yazısına, “İster aklına esti cumhuriyeti ilan etti deyin, ister kafayı çekti cumhuriyeti ilan etti” deyin, diye başlamıştık.
Bu yılın “Atatürk’ü yıpratmak modasının Atatürk’ün içkisi” olacağını tahmin ettiğimiz kadar, kulağımıza da gelmişti.
“Atatürk’ün sofrası”nı dillerine dolamışlardı...
Sanki Atatürk rakı içtiğini halktan saklarmış gibi...
* * *
OĞUZ AKAY “Benim Sofram Bu!” adlı 650 sayfalık kitabında, Atatürk’ün sofrasını, görenlerin, bilenlerin anlattıklarıyla doldurmuş. Atatürk’ün ağzından “Benim Sofram Bu!” diyerek.(x)
* * *
CELAL Bayar der ki:
“Atatürk’ün sofrası bir işret sofrası değildi. Her akşam uzman kişiler toplanır, yemek yenir, yemekte de rakı içilirdi.”
Bayar “sofra”dan bir anı anlatır.
O gece sofraya, anayasa hukukçuları davetlidir, gecikmişlerdir. Atatürk sinirlenir, en yakın dostlarından, yaveri Salih Bozok yatıştırmak ister:
“Siz nasıl olsa düşünmüş, taşınmış, formüle etmişsinizdir, niye âlemi buraya çağırırsınız?..”
Atatürk müthiş sinirlenir:
“Elbette bir mesele vardır, onu düşünmüşümdür, formüle etmişimdir, elbette bilenlerle istişare edeceğim.”
Sonra cebinden bir kâğıt çıkarır, konu hakkındaki düşüncelerini yazmıştır, şöyle der:
“Benim yazıp söylediklerimi onlara okuyorum, kabul ettiklerini gördüğüm zaman kendimi kuvvetli görüyorum, içlerinden biri benim aklıma gelmeyeni hatırlatırsa, kim zarar eder bundan?”
* * *
ATATÜRK’ün sofrasını anlatırken, “etrafı”na da bakmak gerek...
Her liderin olduğu gibi, Atatürk’ün de “etrafı” vardı.
Şimdi “çevre” diyoruz...
Falih Rıfkı Atay anlatır:
“Daha ilk zamanlarda Atatürk’ün bir etraf meselesi olmuştur. Atatürk işi ehline verir, fakat hoşuna gidenle buluşur ve eğlenirdi. Yakın çevresinde idealistler vardı, entrikalar vardı, menfaatçılar vardı. İsmet Paşa bu etrafa karşı çekingen ve uzak, hatta sert durmuştur. Ona hatır için iş yaptırmaya teşebbüs etmek cesareti kimsede yoktu. Atatürk nüfuzunu da ona karşı kullanmaya imkân yoktu. Bu hal, bilhassa nüfuz tüccarları arasında hoşnutsuzluk yaratıyordu. Sonra, herhangi bir nüfuz oyununa kalkışıp da haber alsa, Atatürk’e şikâyet ederdi. İsmet Paşa Atatürk şerefini ve devrini nüfuz ticareti faciaları ile lekelenmekten korumak için daima ciddi ve tesirli müdahalelerde bulunmuştur.
Daha ilk günlerden Çankaya sofrasında ve iç çevrelerde İnönü aleyhine dedikodu ve tahriklerde bulunanlar olmuştur. Ancak, şahsi müdahalesini gerektirecek ehemmiyetli meseleler olmazsa dinler, geçer, fakat Başbakan aleyhine latife dahi etmezdi. Sofrasında en çok saygı gösterdiği, en çok nazını çektiği şahsiyet de İnönü idi.”
* * *
Bir “10 Kasım” da böyle geçti...
Yılmaz Özdil’in, O’na yakıştırılmak istenenleri birer kelimeyle özetleyen şamar gibi yazısıyla:
“Sarhoş, kafayı bulunca ağlayan, hoyrat, soğuk, kalpsiz” bir Atatürk’ü tanıyarak!!!(xx)
————
(x) Truva Yayınları, (xx) Hürriyet, 4 Kasım 2008

DİĞER YENİ YAZILAR