Bir ajanın marifetleri

Bulgaristan’ın Ankara Büyükelçisi eskiden ajanmış, yani, casus... Ne var bunda?
Hele o eski dönemde ajan olmayan var mıydı?
Ne zaman bir ajan hikâyesi duysak, aklımıza o hikâye gelir.
Hangi hikâye mi?
* * *
Devlet, bir gizli servis görevlisini sağlık sorunları için Londra’ya gönderir, ameliyat edilir, bir süre hastanede kaldıktan sonra otele geçer.
Bir akşam, odasında, televizyon karıştırırken, bir program ilgisini çeker, İngiltere’ye iltica eden, sığınan, eski KGB anılarını duyuruyordu.
* * *
Adam uzun yıllar KGB’de Türk ve İran masalarında çalışmış, dışarıya TASS ajansı muhabiri olarak gönderilmişti. Moskova’daki Türk büyük elçilerini gizlice, nasıl girdiklerini anlatıyordu.
Bir gece sabaha karşı uzmanlarla birlikte Türk elçiliğine girmişler, binanın her köşesini çok iyi bildiklerinden zorluk çekmemişler. Onlardan bazı gizli belgelerin fotoğraflarını çekmelerin istemişler. Kısa zamanda aradıklarını bulmuşlar, gizli belgelerin fotoğraflarını çekmişler, girdikleri gibi kimseye görünmeden çıkmışlar, Türk elçilik mensuplarının bundan haberi bile olmamış.
* * *
Sovyet ajanı, bunları anlatırken, dinleyen bizim gizli servis elemanı “Yooo!” diye yerinden fırlamış:
“İşte burada yanılıyorsunuz Bay KGB... O fotoğrafların çektiğiniz gizli belgeler(!) filan değildi, sizlere karşı hazırlamış sahte belgelerdi, çoğunda ilgisiz bilgiler vardı. Ava giderken avlanmıştınız. O belgelerin sahte olduğunun ne siz farkına vardınız, ne de sizi oraya gönderen şefleriniz...”
* * *
Sanırız bu hikâyeyi, bir kitapta okumuştuk.
Gizli servisler de insanlar çalışır, her insan başına gelen, onların da başına gelir. Şimdi okuyacağınız gibi...
Göreve yeni atanan gence talimat verilir:
“Otobüsten inince seni karşılayacaklar. Bakarsın kimse yok, hemen şuraya telefon et! Eğer telefonla bulamazsan, bir taksi çağır, şimdi sana vereceğimiz adresi söyle, daha doğrusu açık adresi değil de yazdığımız kağıtta yazıldığı gibi şoföre anlat!
Genç öyle yapmış...
Kendisini karşılayan olmayınca, telefon etmiş, telefon arızalı, bir taksi çağırmış, şoföre gideceği yeri tarife başlamış...
Şoför tarifi yarıda kesmiş:
“Orası şey merkezi değil mi?”
——
Not: Londra’daki hikâyeyi sanırız Yılmaz Tekin’in “Bir Gizli Servis Mensubunun Anıları”nda okumuştuk. (H.P.)