Bir anı bir tespit

İnsanın bunaldığı günler olur, içi kararmıştır, “birisi çıksa da dertleşsek, sıkıntıları paylaşsak” der...
Öyle bir gün işte...
Hele seçim sonucu, böyle olacağı belliydi ama bu kadarı da değil, her zamanki gibi yanılmışız.
* * *
Çoktandır görmediğimiz bir arkadaş aradı, içimizden “Ah, bir buluşalım!” dese, diye geçiriyoruz meğer o da bizim gibi düşünüyormuş, çay bahçesinde buluştuk, oradan buradan şuradan eski günleri anımsadık...
İyi ki anımsamışız, bir ara kendimizi Karacaahmet mezarlığının kayıt memuru sandık, sorduklarımızın hemen hepsini öbür dünyaya uğurlamışız.
* * *
Sıra eski günlere gelince “Yahu şu ekselansın hikâyesini anlatsana” deyince rahatladık.
Hikâyede ne ölüm var, ne hastalık var, ne dert var...
“Ekselans” lakabından da anlaşılacağı gibi “hariciyeciydi”.
Emekli olunca gazetelerde yazılar yazıyordu, çok da güzel yazılar, ince, naif, alaycı ve iğneleyici...
Gazetenin bir toplantısında, herkes bir şey teklif ediyor, onun önerisi ilginç... On bir kişi bir roman yazacak, kimin ne yazdığı bilinmeyecek dosya, elden ele dolaşacak sırası gelen yeni maceralar ekleyecek...
* * *
Bizi de kadroya almışlar, ekselans, kuşkulu “Bu adam kim bilir ne yazar?” diye... Bizden önce dört kişi çok romantik bir aşka başlamışlar, belli ki ilk yazı ekselansın, bir romantik maceradır gidiyor, oğlan, kızın eline, elini değdirmiyor...
* * *
O öyle olur mu?
Olmaz tabii, bizden sonra roman o hale geldi ki;
Kızla oğlan yataktan çıkmıyorlar.
Ekselans işin suyunu bizim çıkardığımızı biliyor ama söyleyemiyor, rahmetli Metin Toker sıkıştırıyor, ekselansın Galatasaray’dan sınıf arkadaşı...
Neticede kitap bitti, çok beğenildi(!) elden ele dolaştığı söyleniyordu.
Aradan bir süre geçti, ekselans Ankara’dan aradı:
“Üstat, romanın telifini aldınız mı?”
Anladık, tam sırası:
“Siz almadınız mı?”
“Yoooo!”
“Muhasebeye sordunuz mu?”
Hemen rahmetli Metin Toker’i aradık anlattık, bayılırdı bu şakalara:
“Dur, bir de telefon edip sorayım, ‘ben aldım sen almadın mı?’ diye”
* * *
Ekselans iki günde bir Ankara muhasebesini arıyor:
“Bana bir para gelecekti, gelmedi mi?”
Sonunda Ankara muhasebesi bir formül buluyor:
“İstanbul’dan öyle bir talimat gelmedi ama, biz size verelim, gelince mahsup ederiz!”
Ekselans memnun, parayı alır, gerisi kolay!
* * *
Ama yılsonu, Ankara muhasebeden ekselansı arıyorlar:
“Size havale gelmedi, sizin hesap açık, duruyor... Ne yapsak acaba?”
Ekselansın halini düşünmüyor musunuz?
Para beklerken, para gidiyor.
Metin Toker, fırsatı kaçırır mı?
“Avans alıyorsun, ödemiyorsun, ayıp!”
* * *
Böyle günlerdi o günler, o güzel günler, o güzel insanlar, güzel atlara binip gittiler.
Bize yılkı atları kaldı.
* * *
Sayın Cahit Kayra, eski bir gazetede çıkan karikatüre rastlamış, Padişah Abdülhamid’i devirmişler, sürgüne yollamışlar, memlekete “hürriyet” gelmiş, hâlâ da bekliyoruz ya!
Karikatür “Köroğlu” ya da “Boşboğaz” gazetelerinden birinde çıkmış, asker ve sivil toplanmışlar “Hürriyet” yazılı bir uçurtmaya bakıyorlar, sivillerde kuşku var, askerlerden biri uçurtmanın ipinin kendilerinde olduğunu gösteriyor, “Hürriyet”in garantisi...
Kaç yılın masalıdır bu!
İpin ucu kimde?