Bir mescid kayboldu...

Bir mescid kayboldu...


GENÇ ve orta yaşlılar "Sülün Osman"ı da "Fil Hamdi"yi de tanımazlar, adlarını bile duymamış olabilirler.
Bunlar 1950’lerin, 1960’ların meşhur insanlarıydı, hemen her gün, gazetelerde, fotoğraflarıyla, hikayeleriyle yer alır, marifetleri ballandırıla ballandırıla anlatılır, yazılırdı...
"Sülün Osman", Galata Kulesi’ni, ya da bindiği tramvayı, Anadolu’dan gelen saf insanlara satmakla ünlüydü...
"Fil Hamdi" ise, daha rafine işler yapardı, insanları pek ince çarpardı.
Aziz Nesin "Fil Hamdi" hikayesiyle, uluslararası ödül bile kazanmıştı...
Emniyet Genel Müdürlüğü dolandırıcılıktan sanık "Fil Hamdi"yi arıyor, bütün illere "Fil Hamdi"nin eşkali, boyu, posu, kilosu bildiriliyor ve "Mıntıkanızda bulunan bu eşkaldeki şahsın yakalanıp gönderilmesi..." diye telgraf çekiliyor.
Bir süre sonra Emniyet Genel Müdürlüğü’nden "acele" kaydı ile bütün illere bir telgraf daha çekiliyor:
"Yeteri kadar Fil Hamdi gönderilmiştir, aranmasından vazgeçilmesi..."
***
ŞİMDİ soranlar olabilir, bu iki muhterem insanı durup dururken niye andık?
Belki onlara "muhterem" dememize kızanlar da olacaktır.
Hayır, zinhar kızmasınlar, devleti soyan sahtekarların, bankaları hortumlayanların, ülkeyi savaşa sokmak için "karanlık komisyoncuya" aracılık yapanların olduğu bir memlekette "Sülün Osman" ile "Fil Hamdi" zevat - ı muhteremdir...
***
TOPLUMSAL Tarih dergisinde "Mehmet Altun"un yazısını okuyunca aklımıza "Sülün Osman" geldi de ondan...
"Sülün Osman"ın saf insanları, Galata Kulesi’ni satmak bahanesiyle dolandırdığı iddia edilirdi; ama çok şükür kimse Galata Kulesi’ni alıp gitmedi, oysa kuleye komşu sayılır bir "mescid" kayboldu.
Genç kuşaklar, hatta orta yaşlılar, Karaköy Meydanı’nda bir mescid olduğunu da bilmezler. Zaten İstanbul öyle değişiyor ki, kartpostallara bakanlar ancak eski İstanbul’u tanıyabiliyorlar.
***
MEHMET Altun’un yazısının başlığı şu:
"Karaköy Mescidi’nin Meçhul Akıbeti"
Karaköy Mescidi’nin yapımına 1903 yılında başlanmış, mimarı İtalyan D’Aranco imiş, bizim de hatırladığımız gibi mescidin altında dükkanlar vardı, Mescid, bu dükkanların üstünde, üçüncü kattaydı ve İtalyan mimar tarafından o yüzyılın başında moda olan art nouveau tarzında inşa edilmişti. Bizim de hatırladığımız gibi minaresi ve şerefesinin benzeri İstanbul camilerinde yoktu.
***
1956’da İstanbul’da Menderes’in plansız yıkım harekatı başlar, 1958’de sıra Karaköy Meydanı’na gelir ve işte ne olursa ondan sonra olur, mescid ortadan kaybolur. Mescid hakkındaki en son haber, 1958 yılının mayıs ayında birkaç gazetede vardır: "Mescid yıkılmadan başka yere nakledilecektir."
Haber fos çıkar, o tarihten sonra, bir daha mescidden haber yoktur.
Mehmet Altun’un araştırmasına göre, bu konuda çeşitli rivayetler vardır, kimi mescidin taşlarının iskele yapımında kullanıldığını, kimi de muhrap ve minberin Mercan’daki Atik İbrahim Paşa Camii’nde bulunduğunu söyler.
***
"SÜLÜN Osman" Galata Kulesi’ni satarmış!
Laf, adamın günahına girmişler...
Galata Kulesi yerinde duruyor ama, Karaköy Mescidi uçup gitti...