Bir özel hikâye...

Bir yazar için, kitabı bitirip “nokta”yı koymak kadar, kitabı göndereceği eşe, dosta, arkadaşa, yayınevinin protokolüne imzalayıp göndermek daha zordur.
“Sayın Ali oğlu Veli” diye başlamak kolay, ya sonrası...
“Sevgili” mi diyeceksin, “sayın” mı diyeceksin ya da eski dostla aranızdaki samimiyete güvenip, bunu mu anımsatacaksın?
Kitabı gönderirsin, yazdıklarına alınır, hele bir de göndermeyi unutmuşsan, sitem üzerine sitem...
“Falana gönderdin de bana göndermedin!”
Ayıkla pirincin taşını...
* * *
Bunların hepsi olur da, Kahraman Bapçum’un yaptığı zor becerilir...
Kahraman Bapçum ünlü spor yazarlarındandır, uzun yıllar Milliyet’te çalıştık, bir süre de Hürriyet’te, Spor Yazarları Derneği’nin başkanlığını da yaptı, bize göre geçimsiz, huysuz, suyu dikine akıtmak isteyen biridir, yazılarına diyecek yoktur, avukattır, rahmetli eşi dolayısıyla eğitimcilik, yöneticilik yapmıştır, “biraz da kendisini beğenmişlerdendir” cümlesinden “biraz” kelimesini çıkarırsak yanlış yapmış sayılmayız.
* * *
Tabii bu görüşler, bize aittir, onun için söylediklerimize “hiç de öyle değil” diye itiraz edecekler de mutlaka vardır.
Evet, Kahraman Bapçum bir kitap yazmış: “Olimpiyatlar Tarihinden Unutulmaz Kahramanlar / İnanılmaz Olaylar.”
İşte bu kitabın dağıtım toplantısında, Kahraman Bapçum, listede bizim adımızı görünce:
“Bana selam vermiyor, ona göndermem” demiş.
Ötüken Yayınevi’nin yöneticileri yumuşatmışlar:
“Barışmaya bahane olur” demişler.
Anlaşılan o da ikna olmuş, “barışma sebebi diye değil, geçmiş nice yıllara...” diye imzalamış, kitap elimizde...
* * *
Diyeceksiniz, bunları nereden biliyorsun?
El yazısıyla aynen böyle yazmış da!!!.
Eeee, Kahraman Bapçum bu!
O kadar lafı boşuna mı yazdık, onu anlatmak için...
Barışma sebebi olur ya da olmaz, bu yaştan sonra barışsak ne yazar, barışmasak ne yazar, lakin barışmak iyidir.
* * *
Şimdi gelelim selam vermediğimize...
Doğrudur, karşılaşınca selam vermediğimiz doğrudur, bir kez Mete Uğur da şaşırıp kalmış, bize çıkışmıştır:
“Ayıp yahu!”
* * *
Evet, ayıp ama niye?
Bir öğle yemeği, Milliyet’in Cağaloğlu’ndaki binasındayız, Güneri Cıvaoğlu ile öğle yemeğindeyiz, Güneri o günlerde perhiz yapıyor, evden yemek geliyor.
Masamız dört kişilik, Kahraman Bapçum geldi, oturdu.
Galiba o tarihlerde kalp ameliyatı geçirmiş, biz geçmiş olsun demeden o lafa girdi; bizi gösterdi:
“Ben, ne yiyeceğime, içeceğime, yaşıma dikkat ediyorum, şuna bak sapsağlam!”
“Şuna bakın!” dediği biz!
Sofradan kalktık:
“Ölümümüzü bekliyor!”
Güneri Cıvaoğlu, şaşkın ve kızgın; yatıştırdık:
“Aldırma Kahraman bu!”
Ama biz aldırdık, selamı sabahı kestik
* * *
Bu kadardır hikayat!
“Olimpiyatların Unutulmaz Kahramanlarını ve İnanılmaz Olayları”nı okumaya başlıyoruz...