Bizim mahallede olup bitenler...

Kendimizden söz etmekten hoşlanmayız, okurlarımız bilir, iki kere, konusu sadece biz olan iki yazı yazmıştık, biri eşimizi kaybettikten sonra, ikincisi de oğlumuzu... Okurlarımızın bizi hoş gördüklerini umarız.
Yazlıktaki dosyaları karıştırırken, “kesip sakladıklarımdan” bir yazıya rastladık, orada unutmuşuz. Dört yıl önce yazılan bir yazı. Yazar, “acilen” bizim istifamızı istiyor. Hemen de hemen... AKP seçim kazanmış, iktidara gelmiş, yazara göre biz “bu yeni dönemde devrilmesi gereken en büyük putlardan biriyiz!”
Yazının da yazarın da kıymetini bilememişiz, adam bizi “devrilmesi gereken en büyük putlardan biri” diye seçmiş, biz yazıyı yazlıktaki “kesip sakladıklarım” dosyasında unutmuşuz...
Olacak iş mi?
* * *
Yazıda bir de “gizli yemin andımız” var, yazar onu da ele geçirmiş yazmış, onu da bir ara Milliyet’in Genel Yayın Müdürlüğü’ne atanan bir merhumdan öğrenmiş...
Meğer o rahmetli, bizi “Abdi İpekçi’nin mirasını yok eden gizli örgütün şefidir” diye tanıtmış...
“Yemin andımız”ın birinci maddesi şuymuş:
“Gazete içinde yeşeren tüm dalları keseceğime...”
Hangi testereyle, hangi bıçakla?
Aradan dört yıl geçmiş, kim kesilmiş, kim budanmış?..
Bu minval üzere yeminimiz sürüp gidiyor.
* * *
Taha Akyol için de özel madde var:
“Abdi İpekçi’nin katilinin cebinden çıkan ‘Hergün’ gazetesinin Genel Yayın Müdürü Taha Akyol’u koruyup kollayacağıma...”
Taha Akyol, istifa edip ayrıldığına göre, korumak ve kollamak görevini becerememişiz, yemin ettiğimiz maddelerden hangisini becerebilmişiz ki!
* * *
Taha Akyol’u tanırız, tanışıklığımız o kadar derindir ki, Taha Akyol odasını Milliyet’ten “CNN Türk”e taşırken de, tekrar Milliyet’e dönerken de bize bir “merhaba” bile dememiştir. Oysa yıllarca yan yana iki odada oturmuşuzdur, Sami Kohen’in kulakları çınlasın o da Taha Akyol’un odasının yanındaki odadaydı. Taha Akyol’un Tansu Çiller’in ya da Mesut Yılmaz’ın bakanlarına sabah sabah çektiği fırçalar hiç unutulur mu?
* * *
Taha Akyol, geçen gün Milliyet’ten ayrılmış, “zor bir veda” demiş, Mehmet Barlas da bu ayrılışı konu edip yazdığı yazıda bizden de söz etmiş:
“Ben Milliyet’in başyazarlığından ayrılmış ve Güneş’e geçmiştim. Arkadaşım ve meslektaşım Hasan Pulur da Hürriyet’te yazıyordu.
Ona da Güneş’e gelmesi için teklifte bulundum.
Eksik olmasın teklifimi kabul etti ve Güneş’te yazmaya başladı.
O günlerde gazetedeki odamda baş başa öğle yemeği yiyorduk.
Sordum ona,
- Hasancığım, yıllarca yazdığın bir gazeteden ayrılıp ertesi gün başka bir gazetede yazmaya başlamak nasıl bir duygu, dedim.
Hasan Pulur’un cevabını hep hatırlarım...
- Mehmetçiğim biz gazete yazarları kaplumbağa gibiyizdir. Evimizi sırtımızda taşırız, demişti.
Gazeteleri ‘Büyük gazete’ yapan şey, evlerini sırtlarında taşıyan yazarların çoğunlukta olmalarıdır.”
* * *
Mehmet Barlas haber de veriyor, yorum da yapıyor:
“Taha Akyol, gerçekten Hürriyet’te yazmaya başlayacaksa, bu gazete için çok sesli, eski büyük gazete olmaya dönüşün bir niyet belirtisi olacaktır.”
Bu cümleyi bir tahlil edelim...
“Hürriyet eskiden çok sesli büyük bir gazeteydi. Sonra küçümsendi, az sesli oldu. Şimdi Taha Akyol sayesinde tekrar çok sesli büyük gazete oluyor.”
Haydi hayırlısı!