BU NASIL BİR OYUN?

Her seferinde hep aynı sahne.
Birinci sahne, çat pat bir kavgadır gider.
Fazla şikâyetlere bahanesi hazırdır:
“Eee demokrasi bu, katlanacaksınız!”
Sanki demokrasiyle yönetilen her ülkede her gün çoluk çocuk öldürülüyormuş.
***
Son olaylar Cizre’de patladı.
Cizre’de olacaklar belliydi:
“Ooo devlet kalmamış, herkes kendine göre devlet.
Şu örgütüyle, bu partisiyle herkes devlet.
Alt alta mahkemeler koyuyorlar, adam yargılıyorlar, ceza kesiyorlar.”
Söylenen, anlatılan buydu. Bunun böyle gitmeyeceğini, dur diyecek birilerinin çıkacağını sanıyorduk.
Yılların tecrübesi.
Yollar kesiliyor, eldekiler kapılıyor, perşembenin gelişi çarşambadan belli oluyor.
Evet devlet ya bunu kabul eder ya kabul etmezdi.
Etmeyeceği de belliydi.
Ankara’dan haberler gelmeye başladı:
“İç güvenlik paketi geliyor.”
Beklenen paket geldi ve zaten paketsiz yapamazdık.
Adalet paketi, ekonomi paketi gibi.
Bu sefer yine iç güvenlik paketi geliyor.
Karşı çıkanlara neler getirdiğini 8 başlıkta özetleyelim:
“ 1.Polisin arama yetkileri artırılıyor.
2. Karakollar evlere taşınıyor, evde sorgu dönemi geliyor.
3. Polise yargısız infaz yetkisi veriliyor.
4. Hâkim kararı olmadan dinleme süresi 48 saate çıkarılıyor.
5. Eylemlerde havai fişek ve sapan kullanana
4 yıl hapis cezası veriliyor, çünkü iyi sapan kullananlar isabetli atış yaparlarsa, silahtan daha tesirli olabilir.
6. Atkı, poşu, gaz maskesi takarak yüzünü gizleyene
3 yıl hapis.
7. Polis aynı zamanda savcılık yapacak.
8. Araç kiralayanlar fişlenecek.”
***
Şimdi kaç yıldır demokrasiyle yönetiliyoruz?
Siz sayın...
Nereden nerelere geldik?
Dükkânın önünde, pencerenin arkasında içki içmenin yasaklandığı günlerde çok kişi ayağa kalkmıştı.
Yaşama müdahale.
Ya şimdi ne diyecekler?
Siz yapmasaydınız, biz de bunları getirmezdik.
Peki, bunları getirmeseydiniz olayları önleyemez miydiniz?
Sizin de niyetiniz bozukmuş.
***
Cumhuriyet’in ilk yıllarında kadınlara başörtülerini çıkarıp, başlarını açma özgürlüğü gelince rahmetli babaannemiz bunlar da bu işe evet desin demişler.
“Fırsat bulunca başlarını da açtılar” demiş.
Hatta biraz daha ileri gitmiş babam:
“Valide hanım, sen de bu söylenene evet desene.”
Babaannemin cevabı:
“Bunlar da kabak çiçeği gibiler, fırsatı bulunca açıldılar.”