Bunlar söylenmişti...

Hay duymaz olsaydık, hay yüksek dereceli hâkim bunca yılın tecrübesiyle “Hâkimler bugün, vicdanla cüzdan arasında sıkıştılar” demeseydi!
Belki maksadı aşan bir cümle ama söyledi.
Bugün yargı tartışması yaparken, hep politikacıları suçlarız. Neden acaba?
Başkalarının hiç mi günahı yok?
Bunları yazan, söyleyen, duyan kimse yok muydu?
***
Yargıtay Onur Üyesi Çetin Aşçıoğlu, 2002 yılında Adana Havaalanı’nda karşılaştığı bir görüntüyü Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na bildirir.
Uçaktan indiğinde otuz kırk kişinin, tek sıra halinde, birilerini ya da birisini karşılamak üzere beklediklerini görür. Sorar, “Bakan’ı bekliyorlar!” karşılığını alarak içinden geçenleri HSYK’ya yazar, der ki:
“Sayın yüksek yargıçlar, insanın hiç beklemediği bir anda ve beklemediği bir zamanda bir durumla karşılaşmasında hani ‘tepesinin tası atar’ denir ya; işte karşılayıcıların yargıç olduğunu anlayınca, ‘benim de tepemin tası attı’. ‘Yazıklar olsun, yargı bu durumlara mı düşecekti...’ diye yüksek sesle tepkimi dile getirdim. Karşılayıcılar ile aramızda iki metre uzaklık ya vardı ya yoktu, söylediklerimi duyan oldu mu bilmiyorum; ancak arkadaşım duymuş olacak ki çekerek beni uyardı.
Sayın yüksek yargıçlar, bilmenizi isterim ki başvurumun amacı yalnız ve yalnız yargı bağımsızlığını ve yargıç kimliğini savunmaktır, çünkü bunlar, kutsal insanlık hakkı olan ‘doğru ve güvenli (adil) yargılanma hakkı’nın olmazsa olmaz ilkeleridir. Yargıçları eleştirebiliriz ancak asıl onları bu duruma düşürenler özür dileme yürekliliğini göstermezlerse bile başlarını önlerine eğebilmelidirler; kuşkusuz bozuk düzeni de sorgulayarak.”
***
Çetin Aşçıoğlu biraz geriye de gider. Peki çözüm nedir?
“Yeri gelmişken, bıkmadan usanmadan yılmadan söylediğim bir düşüncemi de yinelemek isterim: Gerçek anlamda yargı bağımsızlığı ve yargıya güven duygusunun kökleşmesi için bugünkü düzenden politikacıların egemenliğini çıkarıp atmak yetmez:
- Yargıçların kendi bilgisizlikleri, özekinsizlikleri (kültür) ve kendilerine güvensizlikleri giderilmeden (ki doruktaki temel sorun bu);
- Yargıçlar hakkında karar alacak kişilerin (yani sizlerin) yol ve yöntemine aykırı (keyfi) olası davranışlarına karşı yer ve görevlerinin istemleri olmadan değiştirilmemesi gibi güvenceler verilmeden;
- Yargıç işleviyle bağdaşmayan, memurlara özgü denetim (teftiş) yükselme düzeni yerine çoğu ülkede var olan daha usçu (akılcı) bir düzen getirilmeden;
- Ekonomik olanaklar ve güvenceler, ülke olanakları da gözetilerek güçlendirilmeden...
***
Yineleyerek söylüyorum: Adana olayı bireysel sorunum değil. Üzülsem de eleştirsem de kurulu düzen dururken, yargıçları suçlamak istemem. 12 Eylül yönetiminin armağanı olan ve özellikle 1983’ten sonra yozlaşan yargı düzeninin olumsuzlukları doruklarda iken ‘ben olsam..... yapardım’ diye dışarıdan gazel okurcasına yiğitlik gösterisinde bulunmayı da... Yargı bağımsızlığının tam anlamıyla sağlanmadığı bir ülkede, erdemli yargıç kimliğinin istenen düzeyde olamayacağının da bilinciyle.
‘Çok uzattın, isteğin nedir?’ diye sorguladığınızı duyar gibiyim; bir tek bildiğim olur; sakın ola olayı küçümsemeyin ve de gerçekleri dile getirmekten sakınmayın (Atatürk’ün buyruğu): Usunuzun gücü ve yitirmediğinize inanmak istemediğim yargıç kimliğinizle doğru olana ulaşacak ve gereğini yapacaksınız.”(*)
***
Evet, çok şey yazılmış, duyanlar da olmuştur, duymak istemeyenler de...
Bugünlere gelinmiştir.
Aşçıoğlu bunları kime söylemiştir, daha ayrıntılılarını da...
Cumhurbaşkanı’na da, Başbakan’a, Bakan’a da...
Evet,
söylemiştir...

DİĞER YENİ YAZILAR