Cumhurbaşkanı, Arf'ın cenazesine gitmeliydi

Cumhurbaşkanı, Arf'ın cenazesine gitmeliydi

Hasan PULUR

"İNSANLARI öldükten sonra değil, yaşarken anmak, arkasından gözyaşı dökmek yerine, yaşarken değerlendirmek..."
Beş yıl önce, bu köşede, 28 Mayıs 1992 günü böyle yazmışız...
Niçin yazmışız, kimin için yazmışız?
Önceki gün toprağa verdiğimiz, matematik bilgini Prof. Dr. Cahit Arf için...
O tarihte, İstanbul'da, Belediye Başkanı Sözen'di, Kültür Dairesi Başkanı da Hilmi Yavuz...
"Türk aydınlanmasına katkıda bulunanlar"
konulu bir dizi toplantı düzenlenmişti, bu toplantıların dördüncüsü de Arf için yapılmıştı.
* * *
KİMDİ Cahit Arf?
"Ortaokulda cebir yoktur; cebri keşfetti, harfler koyarak problem çözmeyi becerdi. Öğretmenleri ve babasının dostları dışarıda öğrenim görmesini tavsiye ettiler. Babası Fransız frangını ucuza satın alarak onu vapurla Fransa'ya gönderdi. Paris'te Lycee St. Louis'ye gitti, kimseye danışmadan bir üst sınıfa kaydoldu, sonra Ecole Polytechnique'e girdi. Tatil için Türkiye'ye dönünce, Milli Eğitim Bakanlığı'nın açtığı Avrupa sınavlarına İzmir Lisesi onu aday gösterdi, kazandı. Paris'e dönüp, Ecole Normal'e girdi, bitirdi. Bakanlık, doktoranı yap, öyle dön! dedi. O ise, hayır döneceğim, Kastamonu Lisesi'nde öğretmenlik yapacağım, dedi. Fakat onu Kastamonu'ya değil, Galatasaray Lisesi'ne tayin ettiler. O yıl üniversite reformu yapılıyordu, doçent adayı olarak üniversiteye aldılar, o günleri şöyle anlatır:
- Bende muvaffak olacağım hissi uyandı; muvaffak olmak da şu idi; alim olmak, matematikte bir şeyler yapmak."
Arf,
Matematik biliminde "Hasse - Arf teoromi, Arf değişmezi, Arf halkaları ve Arf kavramları" buluşlarının sahibiydi...
Cemal Reşit Rey salonundaki toplantıda, Prof. Dr. Tosun Terzioğlu, hocasını şöyle anlatmıştı:
"O günlerde, ODTÜ'de olaylar vardı, hocamızı bazı grupların hedef aldığını biliyor ve endişeleniyorduk. Bir gece sabaha karşı üçte, telefonum çaldı, hocamın sesi...
Yüreğim oynadı, oysa kendisi bana sabah tartıştığımız bir matematik problemini anlatıyordu, ama ben o kadar heyecanlanmıştım ki, ne dediğini bile tam anlamıyordum, yarım saat kadar o konuştu, ben dinledim, tabii sabaha kadar da uyuyamadım, hocam o gün beni görünce, galiba seni biraz geç saatte aradım, demez mi?"
* * *
O geceyi çok iyi hatırlıyoruz. Cahit Arf, sanki o geceden sıkılmış gibiydi, böyle toplantılar, ödüllendirilmek, alkışlanmak Arf'ın hoşlandığı şeyler değildi, fakat özendirmek için, kendisinden sonra gelen bilim adamlarını özendirmek için buna katlanmıştı.
1948'de "İnönü Bilim Ödülü"nü kazandığında da aynı şeyleri düşünmüştü:
"Alkış da kazandım, hatta İnönü mükafatı da verildi bana... Fakat böyle alkış için iş yapmak iyi bir şey değil. İnsan, zannediyorum ki, kendi problemini bütün gücü ile yapabildiği kadar götürmeye çalışırsa, bilime çok daha iyi bir katkısı olur."
* * *
EVET, 1940'larda, Cumhurbaşkanı bilim adamlarına ödül verirdi, 1990'ların sonunda ise, neredeyse, sünnet düğünlerini, kına gecelerini kaçırmayacak olan Demirel, Arf gibi bir bilim adamının cenazesine bile gitmiyordu.



Yazara EmailH.Pulur@milliyet.com.tr