Darbeler

Darbe Komisyonu raporunu verdi. Genellikle darbelerin sonrasına pek iltifat edilmez.
Darbe olmuş mudur? Olmuştur, yeter.
Oysa darbenin ilk günleri çok önemlidir, devrilen iktidarla ilişkiler nedir? Bazısı bunları delil saklar gibi hatta kaçırır, neme lazım başım belaya girmesin diye...
Bir de “darbecilere yanaşmak” bir zenaattır(!), her kula nasip değildir.
Gidene ağam, gelene paşam, demek.

Tarihimizin Cumhuriyet öncesi en önemli darbesi “Babıâli Baskını”dır. İttihat Terakki’nin fedaileri şimdi İstanbul vilayeti olan binayı basmışlar, Milli Savunma Bakanı’nı öldürüp, Başbakan’ın elinden istifa yazısını almışlardır.

Ya ertesi günü ne olmuştur?
İstanbul Muhafızı Cemal Paşa anılarında sıcağı sıcağına olanları anlatır:
“Muhafızlığımın ikinci günü, Merkez Kumandanlığı’na giderek orada tutuklu bulunan Ali Kemal Bey’le Sinop Mebusu Doktor Rıza Nur ve Gümülcineli İsmail Hakkı beyleri ziyaret ettim. Her üçüne de kendi haklarında, bundan sonra münasebetsiz şekilde muhalefet yapmaktan vazgeçmeleri şartıyla, hiçbir tehlike bulunmadığını, memleketin bu felaketli zamanlarında bilakis bütün münevverlerin birlik halinde çalışmaları lazım geleceğini ve bu fikrime iştirak ettikleri takdirde kendileri için namuslu birer çalışma muhiti temin edebileceğimi söyledim. Ali Kemal Bey, Avrupa’da bir memuriyet istedi. Doktor Rıza Nur Bey, Paris’te tıp tahsili için kâfi aylık tahsisat verilmesini rica etti. İsmail Bey, memlekette serbest bırakıldığı halde, olağan duruma geçilinceye kadar, hükümete karşı hiçbir muhalif tavır takınmayacağına dair namusu üzerine yemin etti. Doktorun tahsil masrafını temin ettim ve Paris’e gönderdim. Ali Kemal Bey’i de yol masrafını vererek Viyana’ya yolladım.”

Alpay Kabacalı’nın yayına hazırladığı anılarda bazı mektuplar da vardır. (*)
Mesela gazeteci Ali Kemal’in Viyana’dan gönderdiği mektuplar.
Ali Kemal’i hatırlamış olacaksınız. Türkiye’ye dönmüş, Peyam-ı Sabah gazetesinin başyazarı olmuş, Milli Mücadele’ye karşı, Kuvay-ı Milliye’ye “eşkıya” demiş. Halkın “Artin Kemal” lakabını taktığı Ali Kemal, Nurettin Paşa’nın müsaade ve müsamahasıyla İzmit’te linç ettirilmiştir, olay kara bir sayfadır.

Ali Kemal, darbecilerden canını kurtardığını adeta unutmuş, Cemal Paşa’dan para istemektedir.
“Acizlerimin memuriyetine dair lütfen yaptıklarınıza teşekkür etmemek kabil değil...
...
Evvela, siz ne derece inayet sarf etseniz, o memuriyet işi öyle kolay kolay olmaz. O oluncaya kadar cömert teklifiniz veçhile, ileride maaşıma mahsuben mi, ya başka suretle mi olur, bendenize bir miktar para gönderiniz, şu muzayaka (geçim zorluğu) yükünü üzerimden def eyleyiniz...
...
Fikir ve vicdanınızın temizliğini, yazdıklarınızdan, yaptıklarınızdan anladığım ve takdir ettiğim için, mamafih bir çok tereddütlerden sonra ahvalimin bu hususiyetlerini böylece size yazmaya cesaret eyledim. Hareketimi mazur görünüz.”

Ya Rıza Nur, o keskin muhalif, onun da derdi paradır. Ya parayı gönderin, ya sebebini bildirin demektedir.
“Muhterem Beyefendi,
Geçenlerde, gönderilmesini istirham etmiş olduğum aylıklarımın gönderilmesi hususunda yüksek lütuflarınızı esirgememiş ve aynı zamanda bir daha gecikme olmayacağı vaat buyurulmuştu. Halbuki bu defa, talebenin temmuz maaşı verildiği halde bile henüz bizimki gelmemiştir. Bu hal, gazetelerde gördüğüm bazı kimselerin maaşlarının kesildiği havadisinin acizler hakkında da tatbik edilmiş olması zehabını hasıl etmiştir. Esasen zatıâlileri ile angajmana girmiş ve sözünüze itimatla hareket etmiş olduğumdan maaş kesilmesi vaki değilse, lütfen geçmiş olan temmuz, miadı gelen ağustos maaşlarımın her zamanki lütufları veçhile gönderilmesine delalet buyurmalarını; yok vaki ise, sebeplerinin lütfen bildirilmesini rica ederim.”

Darbeler birbirine benzer, derler.
Acaba darbe sonraları da benzer mi?
“12 Eylül” sonrasının benzer yanı var mıdır? Diyârı gurbetten para isteyen biri?
Diyeceksiniz nereden çıkarıyorsun bunu?
“Darbeler birbirine benzer” diyen siz değil miydiniz?
Biz de bunu merak ettik, “Benzerlik var mı?” diye.
————
(*) İş Bankası Yayınları