Davos’tan derin haberler...

Davos’tan derin haberler...


ÇOCUKLARA sorarlar: Çat orada, çat burada, çat kapının arkasında... Bil bakalım nedir?"
"Süpürge" diyen çocuk, aferin alır.
Bizim de "süpürge" gibi dostlarımız vardır, çat Ankara’da, çat Davos’ta...
* * *
DAVOS’tan döner dönmez, ayağının "karıyla" bizi aradı, bayağı kızgındı:
"Orada neler oldu, neler bitti, gazeteler de, televizyonlar da doğru dürüst anlatılmadı!"
Lafını kestik:
"Daha ne olsun, yazılmadık, çizilmedik ne kaldı ki, Tayyip Erdoğan’la muhterem eşinin love story pozları bile yayımlandı!"
* * *
MEĞER daha yazılacak neler varmış, neler:
"En önemli tarafı yazılmadı... Bizim erkan - ı devleti görenlerin nasıl hayıflandığını, neredeyse ellerini dizlerine vura vura dövündüklerini, ey yüce Allah, niçin, bizim başımıza böyleleri gelmiyor, diye kahroldukları yazıldı mı?"
"Valla, yazmış olmaları lazım! Oraya gidenler arasında, en sicilli ve kıdemli yağdanlıklar vardı, Özal döneminde rüştlerini ispat etmişler, maharetlerini göstermişlerdi; elbette şimdi de hizmette ve hürmette kusur etmemişlerdir. Ama bunları yazmamışlarsa, ya da görmemişlerse ayıp etmişler. Galiba biraz da form düşüklüğü var... Bir iki antrenmanda hemen toparlanırlar. Malum, adam patlıcanın değil, beyefendinin yağdanlığıdır."
Aklımıza rahmetli patronumuz Emin Yalman geldi; 1950’li yıllarda Demokrat Parti’yi tutardı, Celal Bayar’ın Amerika gezisini yorumlarken, Amerikan halkının, niçin bizim böyle bir başkanımız yok, diye hayıflandığını yazmıştı.
* * *
DOSTUMUZ devam etti:
"YA modada, kadın modasında yaptığımız devrim... Bu yıl dünya kadınları türban takacak. Paris’teki, Londra’daki, New York’taki modacılar uçak dolusu moda ressamı getirip bizim hanımların kıyafetlerini çizdirip, kopya çektiler!"
* * *
BİZİM arkadaş, herhalde, Türk gecesine de katılmış olmalı...
"Katılmaz mıyım, katılmaz mıyım, kambersiz düğün olur mu? Bir tarafta balerinlerimiz, dansçılarımız, mankenlerimiz, öbür tarafta tesettürlü hanımlarımız, bir tarafta meyve suları, şerbetler, öbür tarafta içkinin envai çeşidi, alası..."
* * *
"DESENE tam Ömer Hayyam’ın dediği gibi!" diye araya girdik:
"Bir elde kadeh, bir elde Kur’an
Bir helaldir işimiz bir haram
Şu yarım yamalak Dünya’da
Ne tam kafiriz, ne Müslüman."
* * *
"DÖRTLÜK" pek hoşuna gitmedi ki lafı çevirdi:
"Artık diplomasi diline, yeni bir deyim giriyor... Adamlar harıl harıl, ver de kurtul’u İngilizceye çevirmeye çalışıyorlar. Bu sayede artık uluslararası sorunlar hemen çözülecek. Fransa’nın Korsika ile sorunu mu var, ver kurtul! İspanya’nın Bask bölgesiyle başı dertte mi, ver de kurtul!"
"Nasıl yani, anlamadık!" dedik, kızdı:
"Anlamazsın, anlamazsın, zaten Denktaş da anlamıyor!"
* * *
BAKTIK, konuşma tatsızlaşacak, her şeyi bilen dostumuz, acaba savaşı da bilir mi?
"Savaş çıkacak mı, biz girecek miyiz?"
"Girdik bile, girdik, üslerini açmışsın, limanlarını açmışsın, sonra da savaşa girer miyiz diye soruyorsun...
Savaşa, başka nasıl girilir?"
Evet, biz de onu soruyoruz:
"Savaşa, başka nasıl girilir?"