Değer miydi?

“Niye yazmadın?” diye lafa girdi.
“Niye yazmadın?” dediği Suriye’nin düşürdüğü uçak ve iki subay pilot...
“Yazdık da ne oldu?” dedik...
“Ne zaman yazdın?”
Bir çırpıda sıraladık:
Muavenet savaş gemimizi topa tuttular...
Yazmadık mı?
Kuzey Irak’ta askerlerin başına çuval geçirip öyle götürdüler...
Yazmadık mı?
Her gün şehit verdiğimiz, onar onar şehit verdiğimiz Kandil dağına çıkmamıza Amerika izin vermez diye...
Yazmadık mı?
Yazdık da ne oldu?
* * *
O düşünürken araya girdik:
“Şehit pilotlarımızın ruhu şad olsun, Allah rahmet eylesin. Bize düşen, şehitler ölmez, vatan bölünmez, demek. Savaşa girelim diye kışkırtıcılık yapmak değil.”
* * *
İkimiz de aynı kuşaktanız, aynı sıkıntıları, yasakları görmüşüzdür.
Mesela, şu “türban sorunu”nu yaşayan başka kuşak vardır.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında “şapka sorunu” vardır ama “türban” kadar etkili ve yaygın değildir.
“Şapka” sorununda hedef memurlardı, onlara zorla şapka giydirmek istiyorlardı, “türban”da ise “öğrenci kızlar”dı ve bir de askerlerin katı tepkisi...
Orduevlerindeki sivil toplantılar, düğün gibi, nişan gibi...
Çünkü başından beri “türban” bir görüşün simgesiydi, askerlerin de hazmedemedikleri buydu, türban Atatürk ilke ve inkılaplarına karşı olanların gösterisiydi. Oysa onlar “inancımızın gereği” diye başlarını açmıyorlar, üniversiteye de giremiyorlardı, tabii orduevlerine de...
Geçtiğimiz hafta “Ülke TV”de eşleri başörtülü olduğu için ihraç edilen subaylar vardı.
* * *
Rahmetli Erbakan Hoca, üniversiteli kızlara “Rektörler size selam duracak” derken bugünleri anlatıyordu.
Rektörler değil, ama bir albay, Adıyaman Garnizon Komutanı Jandarma Albay Yusuf Yalçın, dönem birincisi başörtülü Hacer Şancı’nın diplomasını eliyle verip kutladı.
Yakında eşlerinin başı örtülü diye Harp Akademileri’ne alınmayan subaylara da yol açılacak, İmam Hatip liselerinden gelenlere de, her şey oluruna girecek...
* * *
Ve son cümle...
Değer miydi bunlara?
Bu soru her iki tarafadır.

DİĞER YENİ YAZILAR