“Devamı var!..”

Acaba Sayın Başbakan, Yenişehirli Avni‘nin ünlü beyitini bilmekte midir?
Ya da danışmanlarından biri kulağına fısıldayıp mırıldanmış mıdır?
Şair şöyle der:
“Ehibba şive-i yağmadan mebhut eyler a’dayı
Hudâ göstermesin âsâr-ı izmihlâl bir yerde.”
Bire bir çevirmeye gerek yok, özetlesek yeter:
“Yağmada dostlar, düşmanları geçer,
Allah bir yerde çöküntü, bozgun göstermesin.”
Halk daha kestirmesini söylemiş:
“Dostlar, hıyanette düşmanları geçer.”
Bu uzun bir gazete romanı gibidir, her sayfası (devamı var) diye sürüp gider.
Evet, “devamı var”, bu romanın...
***
Biz, yazıların kısa olmasından yanayız, yani derdimizi derli toplu, kısa cümlelerle anlatmak...
Hele gazetenin reklamı çoksa, bu çekişme bitmez tükenmez. Ama her zaman mümkün mü?
Hele olaylar üst üste gelirse...
***
Önce, şu İzmir’deki kaza...
Bir askeri gemi onarıma alınıyor, gemi çıkarılırken, denge bozuluyor, biri astsubay, yedisi er, on kişi ölüyor.
İlk görüşler ihmal...
Bu kaçıncı ihmal!
Afyon’daki cephanelik patlaması unutuldu mu?
***
Elde birkaç konu olunca, yazıyı bölmek kolay değil!
Biliyorsunuz, Başbakan Emniyet’i topa tuttu, müdür ve amirlerin komplodan haberleri var ama saklamışlar.
O nasıl oluyor?
Ucu, İçişleri Bakanı’na dayanan bir soruşturma; haberleri var ama söylemiyorlar.
Kime söyleyecekler?
“Sayın Bakan’ım, sizin oğlunuz için soruşturma yaptık, teknik takibe aldık, haberiniz olsun” mu diyecekler?
Böyle mi?
Katırlardan katır değil, yerlerden yer beğen.
Bir de ellerinde bir yönetmelik var, soruşturmayı buna göre yapıyormuşsunuz.
Biz de yönetmeliği değiştiririz olur biter, şimdi haber vermeyin bakalım.
***
CHP, “Cemaat”e dua etsin.
Fethullah Hoca’nın cemaati hiç umulmadık bir çıkış yaptı, zaten ilk işaretleri, dershanede verilmişti.
Herkes bu son kavganın açık seçik, Fethullah Hoca Cemaati ile AKP ve hükümet arasında olduğunu anlamıştı.
Sayın Başbakan, “bunlarla uğraşırken” Cemaat unutulur mu?
Hiç unutulur mu?
CHP’ye yine nefes aldırmadı.
***
Emniyet müdürlüklerindeki “basın odaları” da kapatıldı, gazeteci milletinin içeri girmesine izin verilmedi.
Aziz meslektaşlarım, bu olayı “tarihte ilk defa” diye verdiler.
Bize kalırsa ilk defa değil!
Sirkeci Sansaryan Han’daki emniyet müdürlüğündeki basın odası da 1959 yılında kapatıldı.
Biz o tarihte olayın çok içinde değildik, askere gidiyorduk. Hatırladığımız; odanın önce tam kapatılıp, sonra yarı kapatmaya geçilmesiydi.
Nasıl oldu bu?
Önce kapattılar, sonra bir amir atadılar, o da gazetecilerle birlikte oturacaktı.
Bir ara Muzaffer Acar, sonra Halit Elver gelmiş, askere gittiğimiz için tam bilgimiz yok, eğer bizim dönemden bir meslektaş hatırlıyorsa o söylesin.
Ama “Basın Odası”nın kapatıldığını biliyoruz.
Tamamlayan ve doğrulayan olursa seviniriz.
***
Şimdi, bu sefer tam kapamışlar.
Sayın ve muhterem “Liberal Demokratlar” ne buyururlar?
Ya; yıllardan beri İhsan Varol‘un başarılı televizyon programı “Kelime Oyunu”nun yayından kaldırılışı...
Ya; hükümete muhalif gazetelerin THY uçaklarına alınmayışı, buna ne buyurulur?
İhsan Varol sormuş:
“Halkın ağzında, rüşvet alana ne denir?”
Programın kaldırılmasına bu yetmiş.
***
Ya; emniyet müdürünün, “şüpheli” bir polisin ifadesini almak isteyen savcıya verdiği cevap:
“Suçu ne?”
Böylesi görüldü mü; dedik ya “devamı var”, anlaşılan bu gidişle, devamın da devamı olacak!