Devlet Sanatçısı olur da Devlet Gazetecisi olmaz mı?

UZAKTAN gördük, o bizi gördü, ya da görmedi, günahına girmeyelim, belki gördü de görmezden geldi....
Neyse, şöyle bir düşündük, nereden tanıyoruz, diye.
* * *
TAMAM, bir dostumuzun aracılığıyla bize gelmiş, gazeteci olmak istiyordu, ona nasıl gazeteci olunacağını, anlatmaya çalışmış, bir usta gazetecinin “Gazeteci olunmaz, gazeteci doğulur!” dediğini de eklemiş, bu işe mutfaktan, istihbarat servislerinden başlamasını söylemiş, sonra da stajyerlik için aracılık etmiştik...
Aradan aylar geçti, aklımıza geldi, istihbarat şefine sorduk:
“Oooo, aldı yürüdü, muhabirliği bitirdi, şimdi köşe yazarı olacak, bizden ayrıldı!”
“Hayırlı olsun!” dedik.
Belki de köşe yazarı olmuştur da bizim haberimiz yoktur.
* * *
NE zaman buna benzer bir olayla karşılaşsak, hep aklımıza “Hasibe Nine” ile torunu gelir...
“Hasibe Nine” zanaat öğrensin diye, torununu bakırcı ustasının yanına çırak vermiş. Üç gün, beş gün, bir hafta, çırak gelip gitmiş, sonra yok olmuş... Usta merak edip evlerine gitmiş, kapıyı çalıp “Hasibe Nine”ye sormuş:
“Ne oldu bizim çırağa?”
“Hasibe Nine” anlatmış:
“Zanaatı öğrenmiş; bakırı ateşe koyirmişsiniz, olirmiş, ısınınca üstüne çekiç ile vururmişsiniz, olurmiş yassı, kenarlarını kerpetenle gıvırı verirmişsiniz, olirmiş tepsi...”
Usta, lahavle çekmiş, söylene söylene dükkâna dönmüş:
“Vay canına yandığımın veledi, bir hafta da hem işi öğrenmiş, hem de ninesine öğretmiş..”
* * *
ZAMAN zaman başımıza gelir:
“Nasıl gazeteci olunur?”
Gazeteci olmak bir yana, onun kadar kolay ne var ki! İlhan Banguoğlu’nun kulakları çınlasın, “Yerde kalem bulanın muharrir olduğu devir!”
Yıllar önce, adamın biri, sokağın ortasında ağzımızın payını böyle vermişti de...
* * *
ONUN için, siz sıradan gazeteci olmayı bir kenara bırakın da “Devlet Gazetecisi” nasıl olunur, ona bakın!
“Bu da nereden çıktı?” diyeceksiniz, ihtiyaç olmasaydı, Ege Cansen, Hürriyet’teki köşesini bir günlüğüne bu işe tahsis eder miydi? (6 Eyül 2008)
Devlet Gazetecisi olur mu?
Niye olmasın? “Devlet Sanatçısı” oluyor da “Devlet Gazetecisi” niye olmasın?
İşte tarifesi:
“1. Cumhurbaşkanı, başbakan veya bakanlarla yurtiçi gezilere çıkmak. (Gezileri izlemek bu tanıma girmez.) Her gezi 5 puan.
2. Cumhurbaşkanı veya başbakanla birlikte dış geziye çıkıp uçakta söyleşi yapmak. Her gezi 10 puan.
3. Cumhurbaşkanının veya başbakanın özel uçağında dış geziye çıkıp havada çok samimi sohbet etmek. Her gezi 20 puan.
4. Yemek davetinde, devlet büyüklerinin tam yanına veya tam karşısına oturmak. Beher oturuş 5 puan.
5. Başbakanın ‘Sizi hep okuyoruz’ iltifatına mazhar olmak. 5 puan.
6. Başbakana akıl vermek ve teşekkür almak. 10 puan.
7. Başbakanla özel mülakat yapmak. Her söyleşi 20 puan.
8. Başbakanla TV sohbeti yapmak. Her program 50 puan.
9. Başbakan bana dedi ki diye yazıya girmek. 10 puan.
10. Ben, başbakana dedim ki diye yazıya girmek. 20 puan.
11. Avrupa Birliği komiserleriyle enseye tokat olmak. 20 puan.
12. AB komiserlerinin Türkiye raporlarına malzeme vermek. 30 puan.
13. Başbakan tarafından yanağı okşanmak. 25 puan
14. Başbakanın yanağını okşamak. 100 puan. “
H H H
ALLAH Ege Cansen’den razı olsun...
Bundan böyle kim bizzat kendisi gelir, ya da aracıyla “gazeteci olmak!” arzusunu izhar ederse, kendisine “Vizyonun büyük olsun, sıradan gazeteci olmak mı istersin, devlet gazetecisi mi? Eğer devlet gazetecisi olmak istiyorsan Ege Cansen’in tarifesini oku, yeter!” diyeceğiz.
Allah Ege Cansen’den razı olsun!