Devlet ve can pazarlığı

Eğer yanlış hatırlamıyorsak, Orhon Murat Arıburnu, bir şiirinde “Selim”le çatışır:
“Selim, Selim!
Bu dağlar kimin?
Kahrol Selim!”
Kimdir Selim?
“Selim” devlettir, dağlar, taşlar, sular, kuşlar hepsi “Selim”den sorulur.
Ne zaman devletle insan arasında bir anlaşmazlık çıksa hep “Selim”in yakasına yapışılır:
“Hani Selim, her şey senindi?”
* * *
“12 Mart” döneminde bir kasabada “anarşist” aranmaktadır, “terörist” lafı daha piyasaya çıkmamıştır.
Gece kaymakamın odasında, şehirden gelen heyet, aranılan “anarşist”in babasını sorguya çekmektedir.
* * *
Baba, çocuğun ilkokul öğretmenini, ortaokul müdürünü, lise öğretmenlerinden birkaçını çağırtır ve sorar:
“Ey hocalar, ey muhtar, ey jandarma kumandanı, bugün aranılan benim oğlumu tanıyor musunuz?”
“Tanıyoruz!”
“İşte sizlerin elinde büyüyen bu çocuk, bu kasabada yetişti sonra devlet aldı, onu kendi okuluna soktu, herkes onu övüyordu, hatta bana mektup bile gönderdiler, böyle bir evlat yetiştirmişsin, diye... Peki ne oldu da, size teslim ettiğim oğlumu, bugün anarşist diye arıyorsunuz? Ben size öyle mi teslim ettim?”
* * *
Herkesin başı öndedir!
Susan devlettir, suçlu devlettir.
Tıpkı şimdi anlatacağımız olaydaki gibi:
“Kuşadası’nda, 16 Temmuz 2005 tarihinde, Kadınlar Denizi’ne giden minibüste patlama meydana geldi. Saldırıda, Deniz Tutum, Ufuk Yücedeniz, Eda Oktay ve İrlandalı Tana Whalen olay yerinde, İngiliz vatandaşı Hely Bennett de hastanede kurtarılamadı. Terörist M.S.K., Elazığ’da yakalandı ve 5 kez ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası verildi.
Saldırıda ölen Deniz Tutum, Ufuk Yücedeniz ve Eda Oktay’ın aileleri de Aydın İdare Mahkemesi’nde tazminat davası açıp, 70’er bin TL tazminat aldı. Tazminat tutarını fazla bulan İçişleri Bakanlığı temyize gitti. Dosyayı inceleyen Danıştay 10’uncu Dairesi, terör saldırısında ‘Devletin hizmet kusuru olmadığı’ gerekçesiyle kararı bozdu ve tazminata gerek olmadığını belirtti. Davaya yeniden bakan Aydın İdare Mahkemesi de, Danıştay’ın bozma gerekçesine uydu.
Yerel mahkemenin kararıyla ikinci şoku yaşayan ailelerin tek seçeneği ise, kararı bozan Danıştay 10’uncu Dairesi’ne yapacakları itiraz oldu. Danıştay 10’uncu Dairesi’nin kararı onaması durumunda aileler, evlatlarını kaybetmenin acısı yanında büyük de bir ekonomik yükün altına girecek. Aileler, yerel mahkemenin kararının ardından hesaplarına yatırılmış olan 70’er bin TL parayı faiziyle birlikte geri ödemek zorunda kalacak.”
Peki, bu canlar kime emanet edilmişti?
Şairin sorduğu gibi...
Bu canlar kimin?
Dağıyla, taşıyla, toprağıyla...
Devlete vatandaşının canı üzerinden pazarlık yakışır mı?
Neler yakıştırmıyorlar ki!

DİĞER YENİ YAZILAR